Solcu gençliğin, 1960'lardan 1970'lere seyrine bakıldığında, CHP, TİP ve Milli Demokratik Devrim (MDD) duraklarından geçtikten sonra kendi silahlı devrim hareketlerini kurdukları görülür. Atatürk İlkeleri'ni korumak için yola çıkan gençlik, 1960'ların ikinci yarısından itibaren TİP'in etkisi altına girmeye başlayacak ve sosyalist idealler edinecektir. Bu sosyalist idealler, bir yandan 1968 baharında Avrupa'da patlak veren devrim dalgasının diğer yandan Asya, Afrika ve Latin Amerika'nın özellikle de Filistin, Vietnam ve Küba'nın devrimci, sosyalist hareketlerinin etkisiyle silahlı devrim hareketlerine dönüşecektir.181
Harun Karadeniz, Olaylı Yıllar ve Gençlik adlı kitabında, 1960–1965 yılları arasındaki gençlik hareketlerinin hemen hemen aynı karakterde olduğunu belirtir. Bu "karakteri" ise "Atatürk ilkeleri ile 27 Mayıs'ı benzeştiren ve o güne dek nelere devrim denilmişse onlara sahip çıkma ve yaşatma" olarak ifade eder. "Bir başka deyişle 1960 ile 1965 arasındaki gençlik hareketleri, Atatürk ilkelerine ve 27 Mayısa karşı olan davranışlara cephe alan ilerici tavırlar niteliğindedir."183
Gençlik örgütlerinin bildirilerinde "sömürü", "faşizm", "emperyalizm" sözcüklerine sık sık rastlamaya başlanması ise 1965'ten sonradır. Yine bu yıllarda, üniversitelerde 1950'lerde kurulmuş olan fikir kulüpleri184 daha etkin hale gelir ve çeşitli adlar altında yeni kulüpler kurulmaya başlar. Karadeniz, bu kulüplerin "genellikle sol düşünceyi benimseyen aydınlar tarafından" kurulduğunu söyler.185 Bu kulüplerin en faali, 4 Aralık 1954 tarihinde Ankara Üniversitesi'nde kurulan Siyasal Bilgiler Fakültesi Fikir Kulübü'dür. Fikir Kulüpleri Federasyonu'nun (FKF) kuruluşuna da bu kulüp öncülük edecek ve 16 Aralık 1965 günü, "Ankara Üniversitesi'ne bağlı ve TİP yanlısı gençlerin ağırlığında bulunan 5 fikir kulübünün bir araya gelmesiyle" FKF kurulacaktır.186
FKF'nin kuruluşunda, 10 Ekim 1965 genel seçimlerinde 15 milletvekili çıkaran TİP'in etkisi vardır. Seçimlerin ardından, TİP, üniversiteli gençlik içerisinde etkinliğini arttırabilmek amacıyla fikir kulüplerinin yaygınlaştırılmasını teşvik eder. Ankara merkezli kurulan FKF, İstanbul'da da örgütlenme çalışmaları yürütür; bu çalışmanın sonucunda 1966 Nisan ayında 13 kişilik geçici bir komite oluşturulur,187 21 Mayıs 1966 tarihinde ise FKF İstanbul Sekreterliği kurulur.188 İstanbul Sekreterliği'nin sekreteri, TİP İstanbul Gençlik Kolları Sekreteri Veysi Sarısözen'dir.189
1965 yılı gençlik hareketleri için önemli değişiklikler getirmiştir. 1965 yılı, 1960 sonrasında aydınlar arasında yayılan sosyalist dünya görüşünün gençlik hareketlerine yansımaya başladığı yıldır. Bu kanaatimi ileri sürerken tek tek gençlerin sosyalist olmalarından söz etmiyorum, genel olarak gençlik örgütlerinin yapısını belirlemek istiyorum. 1965 öncesinde de gençler arasında sosyalist dünya görüşü taraftar bulmaya ve hatta benimsenmeye başlamıştı. Fakat sosyalist dünya görüşünün gençlik hareketlerine yansıması özellikle 1965 yılı içinde olmuştur.190
1965 sonrası yaşanan bu dönüşümü, Türkiye Milli Talebe Federasyonu'nun (TMTF) yayın organı olan Devrim Gençliği'nin 1 Şubat 1965 tarihli 17. sayısında yer alan yazıların çeşitliliğinde ve içeriğinde görmek mümkün: "Toprak Reformu, Türk-Sovyet İlişkileri, Türkiye'de Petrol Sorunu, TİP Toplantısı, İran, Demirel ve Ötesi, İrtica, Afrika Devrimi, Vietnam, İtalya'da Cumhurbaşkanı Seçimleri, Özel Sektör ve Yabancı Sermaye, Ereğli (Demir Çelik) Soygunu, Ekonomik Birleşme ve İşçi Hareketi…"191
1965 yılında yaşanan bu dönüşümde siyasi tarihimizde yeri olan ünlü "Johnson Mektubu"nun da payı var. Türkiye'nin Kıbrıs'a askeri müdahalesine engel olmak amacını taşıyan, ABD Başkanı Johnson tarafından 5 Haziran 1964 tarihinde Başbakan İnönü'ye gönderilen mektupta, "kaba", "aşağılayıcı" bir üslupla, böyle bir harekâta kalkışılmaması gerektiği, kalkışılırsa ABD'nin Türkiye'ye verdiği silahların kullanılamayacağı ve Sovyetler Birliği'nin de Türkiye'ye olası bir müdahalesinde NATO'nun Türkiye'yi korumayacağı adeta "azarlarcasına" anlatılmaktadır. Bu küçük düşürücü mektupla aynı yıl İnönü, Time dergisine o çok bilinen demecini verir: "Bir gün yeni şartlarla yeni bir dünya kurulur. Türkiye de bu dünyada kendisine yeni bir yer bulur."192 Bu süreç gençlikte de yankısını bulur. TMTF, İstanbul Üniversitesi Talebe Birliği, İstanbul Yüksek Okullar Talebe Birliği başkanlarının imzasıyla yayınlanan bildiride "Türk-Amerikan ilişkilerinin tehlikeli bir seyir almaması için büyükelçisinin geri çekilmesi" istenir.193
1965 yılında yaşanan eylemlerde de bu "milli tepki"nin damgası vardır:
— 1965 yılında, TMTF tarafından, "Milli Petrol Kampanyası" başlatılır.
— 1965 yılında, İTÜ'nün Taşkışla kantininde, gazoz satışı, Amerikan malı olduğu için yasaklanır.
Gençliğin sosyalizme yönelişinin ve TİP etkisine girişinin göstergelerinden biri de 22 Nisan 1965 yılında çıkarılmaya başlanan Dönüşüm dergisidir. "Çoğunluğu SBF Fikir Kulübü üyesi olan TİP'li gençler" tarafından çıkarılan dergiyi, o dönem SBF FK yöneticilerinden İsmet Özel şöyle anlatıyor194:
Biz, ilk defa kendimiz bir iş yürüteceğiz, kendimiz bir dergi çıkartacağız, kendimiz satacağız diye bir tavrımız vardı ve böyle bir eylem planlayarak Dönüşüm Dergisi'ni çıkarttık. İnsiyatifin sosyalistlerde olması çok temel titizliğimizdi bizim. (…) umduğumuzdan fazla satış geliri elde ettik. Hatta, FKF'yi de Dönüşüm'den kazandığımız paralarla kurduk.
İsmet ÖzelDil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nden (DTCF) Ataol Behramoğlu'nun sahibi olarak göründüğü derginin ilk sayısında Sadun Aren, Aziz Nesin ve Cem Eroğul'un yazılarının yanı sıra çeviriler yayınlanır. Derginin başyazısında "derginin, yurt içinde ve dışında hep halkın, sömürülenlerin, baskı altında tutulanların sesi olacağını, üniversite gerçeğine eğileceklerini, sözde gençlik temsilcisi olduğunu söyleyenlerin neden maşa olduklarını açıklayacakları" belirtilir.195
15 günde bir yayınlanan dergi, Ankara'da Kızılay Meydanı'nda ve İstanbul'da Taksim Meydanı'nda "Sömürüye, Emperyalizme, Faşizme Karşı Dönüşüm", "Dönüşüm, Dönüşüm Toplumcu Gençliğin, Üniversitelinin Sesi", "Amerika'nın Vietnam'daki Barbarlığını Yazıyor", "Sadun Aren, Aziz Nesin, Mehmet Ali Aybar Dönüşüm'de Yazıyor", "Rotatife Karşı Basın Ağalarına Karşı Dönüşüm", "Aydının ve Emekçinin Gazetesi", "Sosyalist ve Aydın Gençliğin Dergisi Dönüşüm" sloganları eşliğinde satılmaya başlandığında dikkatleri üzerine çeker ve iktidardaki sağcı AP, CKMP, MP, YTP koalisyonunu da rahatsız eder. Derginin satışını yapan gençler saldırılara maruz kalırlar. Bu saldırıların emrini bizzat Demirel'in verdiği yönünde anlatımlar, iddialar vardır. Araştırmacı, yazar Suat Parlar, bu saldırılardan birini, Ahmet Kahraman'ın "Devri Süleyman" adlı kitabından yaptığı uzun alıntıyla aktarır ve "iç savaşın başlama işareti" olarak nitelendirir196:
Baltacıoğlu anlatmıştı (gazeteci İsmail Baltacıoğlu): 1965 yılı baharında, TİP Dönüşüm adında bir dergi yayınlıyordu. Üniversite gençleri, akşamları memurların dağılma saatlerinde dergiyi Kızılay Meydanı'nda satıyorlardı. Gençler sokakta dergiyi satarken, bir yandan da; sömürüye, emperyalizme, faşizme karşı dönüşüm diyerek sloganlar bağırıyorlardı.
Süleyman Demirel'in komünist dediği bu gençlerin yaptıklarından rahatsız olduğu AP çevrelerinde konuşuluyordu. Bir gün AP genel merkezinde, Gençlik Kolları Genel Başkanı Barlas Küntay telefonu açtı. Heyecanlı bir sesle; Emredin Sayın Genel Başkanım, baş üstüne diyerek kapattı. Biz birkaç kişiydik. Gençlik kollarından birkaç kişi ve ben. AP yanlısı bir gazetede çalıştığım için beni aileden sayıyorlardı. Küntay; Süleyman Bey'di dedi. Komünistlerin işi azıttığını, Kızılay Meydanı'nda akşamları ahaliyi rahatsız ettiğini söylüyor. Gerekenin yapılmasını emrediyor… Gençlik kolları yöneticilerini hemen toplantıya çağırdı… Barlas Küntay, genel başkanın talimatını açıkladı: Sayın genel başkanımızın talimatı kesindir. Meydanı komünistlere bırakmayacağız. Onları dağıtacağız. Bize yardımcı olması konusunda polise de gereken talimat verilmiştir. Şimdi sizden bulabildiğiniz kadar adam toplamanızı istiyorum.
AP gençlik kollarının saldırı hazırlık çalışmaları günlerce sürdü. Altındağ gecekondularından işsiz, güçsüz, iri kıyım adamlar kiralandı. Oluşturulan taarruz birliği, üniversiteli gençlerle takviye edilip güçlendirilmek istendi… Koalisyon ortağı Türkeş'in egemenliğindeki CKMP'den yardım istendi. Komünistlerle dövüşmek üzere CKMP ile ittifak kuruldu.
Ahmet Kahraman'dan aktaran: Suat ParlarSaldırı 8 Haziran 1965 günü gerçekleştirilir. "Milliyetçi Türkiye", "Kahrolsun Komünistler" sloganları atan grup dergi satan gençlere ellerindeki sopalarla saldırır. Polis de bu saldırıya katılır. Saldırıyı CKMP Gençlik Kolları Başkanı Yılmaz Yalçıner yönetir.197 Saldırının sonrasında, saldırıya uğrayan Dönüşümcü gençler gözaltına alınırlar. Gözaltına alınanların arasında Uğur Mumcu, Ataol Behramoğlu, Hüseyin Ergun ve Orhan Apaydın da vardır.
13 Haziran günü yayınlanan gazetelerde, hükümetin "Aşırı Cereyanlarla Mücadele" komitesinin toplandığı ve "sol cereyanları" ve "Kızılay Olayları"nı görüştüğü belirtilir.198 Bu çalışmaların ardından "aşırı" olarak nitelendirilen akımlarla mücadele için yeni bir kanun tasarısı hazırlanır. Yavuz hırsız ev sahibini bastırır sözüne uygun gelişmelerdir yaşananlar. SBF FK, bu kanun tasarısı ile ilgili bir bildiri yayınlar199:
İçişleri Bakanı, anti-demokratik yöntemin yeni bir örneğini —aşırı sol akımlar konusunda derhal ve kesin tedbirler— alınmasını isteyen bir raporu Bakanlar Kuruluna vermekle gösterdi. Ülkemizin ilerici görüşleri baskı altına almak için kullanılan uydurma "aşırı sol" deyimi, gerçekte Üniversite gençliğinin yurt sorunlarına eğilmesinden doğan bir kaygının belirtisidir. (…) Bütün bu hazırlıkların sonunda yapılmak istenen açıktır: Gençlik sessizce otursun, hırsızların ve yurt zenginliklerinin üzerinde pazarlık yapanlara haykırarak karşı durmasın, özgürlüğü ve demokrasiyi savunmasın. (…) Mutlu günlerin doğum sancısını çeken Türk halkına bildiririz ki, sömürmenin, emperyalizmin her zaman karşısındayız ve varlığımız pahasına da olsa dimdik kalacağız.
SBF Fikir Kulübü bildirisiDönüşüm dergisi, 5 sayı yayınlandıktan sonra, derginin etrafında çıkarılan tartışma ve çatışmaların "cuntacıların" işine geldiği gerekçesiyle yayına ara verilir.200 Derginin 5. sayısında kendilerine yönelik saldırılar konu edilir201:
Dergimizin Kızılay'da her onbeş günde bir satışı sırasında yaratılan olaylar gittikçe gelişme ve berraklaşma eğilimindedir. (…) DÖNÜŞÜM Türkiye'nin yasaksız solla tanıştığı yılların bir simgesidir. Bir anlamda soldaki gençlik hareketlerinin ilk adımıdır.
Dönüşüm dergisi, 5. sayıYayınına ara verilen Dönüşüm, Abdullah Nefes'in yazı işleri müdürlüğünde tekrar çıkarılmış ancak onun ömrü de uzun olmamıştır.
1965 sonrasında gençlik hareketinin "sosyalist" bir nitelik kazanmasıyla beraber, gençlik içerisinde görülen ayrışmanın niteliği de değişmeye başlar. "1965'e kadar daha çok ilerici – gerici gençlik biçimindeki ayrım 1965'ten sonra yavaş yavaş solcu, gerici ve giderek sağcı, solcu biçimini alıyordu."202
"Solcu" olarak nitelenen gençlik giderek CHP'den uzaklaşıp TİP'e yakınlaşırken, "sağcı" gençlik ise AP ve CKMP'nin etkisi altındadır. AP, CKMP'nin aktif elemanlarından da yararlanmaktadır. Kendi işleri için onları ortaya sürerken, onların yasa dışı davranışlarına da göz yummaktadır.203
Gençliğin, TİP'e, dolayısıyla sosyalizme olan bu yönelişini Necip Fazıl Kısakürek, "uyuz" veya "Moskof nezlesi"ne benzetir ve artık ortada yalnız iki nesil olduğunu söyler204:
Bu ihtilalin çıkardığı en korkunç hastalık, sosyalizm uyuzu… Demin de bahsettiğim gibi uyuz veya Moskof nezlesi diyorum buna… Bir zamanlar İspanyol nezlesi gibi —ki tüm dünyayı sarmıştı— ortalığı sardı. (…) Evet! Ortada, şimdi yalnız iki nesil var: Biri komünistler ve öbürü biz, kökçüler…
Necip Fazıl KısakürekO dönem için "komünizmi" bir hastalığa benzetmek, milliyetçi-muhafazakâr, mukaddesatçı çevrelerde yaygın bir tutumdur. Sezai Karakoç da komünizmi, "açlık manyası" ve "insanlığın nevrozu" olarak nitelendirmektedir205:
Komünizm bir açlık manyasıdır. Açlık başına vurmuş bir insanın o anındaki dünya görüşü. Komünizm manyakın kendini tatmin etmek ve krizlerini susturmak için icat ettiği bir KOLAYLIKLAR AĞI'dır. (…) Komünizm, insanlığın bir nevrozudur. Nevroz patlamaları da dünya harpleri.
Sezai KarakoçKarakoç'un "sağ" ve "sol" terimlerine yüklediği anlamlar da dikkate değerdir. Karakoç, 1963–1964 yılı yazılarında, bu terimleri Kur'an'a dayandırmakta ve eklemektedir206:
İslam düşüncesinde sağcı, inanan yani mü'min, İslam inan, düşünce ve görünüşlerini taşıyan kişidir. Yani yapıcı insan. Halbuki solcu, inkârcı, redçi, inan, düşünme ve görünüşlerinde yalnız İslam'a karşı olan değil, İslamcı olmayandır da. Yani yıkıcı insan.
Sezai KarakoçKarakoç, başka yazılarında, sola yüklediği olumsuz anlamları sağı "sanat"a, solu ise sadece zanaata benzeterek veya solun "şeytan"ı temsil ettiğini söyleyerek de sürdürür. Karakoç'a göre, Adem'in Cennet'te oluşunun sağ bir yaşayışı anlatmasına karşın, solu temsil eden şeytan işin içine girmiş ve cennetten düşüş gerçekleşmiştir. Düşüş, sol devrimdir.207
1966 yılında FKF'nin örgütlenme çalışmaları artar. Beş fikir kulübü daha FKF'ye katılır.208 FKF sinema günleri düzenler, TİP'in önde gelen isimlerinin de katılımıyla seminerler yapılır.
1966 yılının öne çıkan eylemi, "Dean Rusk Olayı" olur. ABD Dışişleri Bakanı Rusk, CENTO toplantılarına katılmak üzere 19 Nisan'da Ankara'ya gelir. FKF de "Amerikan Emperyalizmini, NATO ve CENTO'yu" protesto kararı alır. Protesto gösterileri sırasında 74 genç gözaltına alınır ve mahkemeye sevk edilir. Gözaltına alınan öğrenciler, Prof. Dr. Muammer Aksoy'un209 kefaletiyle serbest bırakılırlar. Rusk'un ziyareti nedeniyle FKF'li, TİP'li gençlerle sağcı gençler arasında çatışmalar da yaşanır. Ziyaretten bir gün sonra gözaltıları ve Rusk'u protesto eden FKF'li gençlerle, Yılmaz Yalçıner'in önderliğindeki Milliyetçi Türk Gençlik Teşkilatı'na bağlı gençler arasında çatışma çıkar. FKF'li iki öğrenci bıçaklanır, her iki taraftan da yaralananlar olur. Kızılay'da AP Genel Merkezi ile USIS (Amerikan Haberler Merkezi) önünde protesto gösterisi yapan gençler, "Memleketi, komünistlere mi satmak istiyorsunuz" diyenlerin saldırısına uğrar. Bir başka çatışma da ABD Büyükelçilik Kütüphanesi önünde yaşanır.210 Bütün bu çatışmalar yaşanırken MTTB'nin ikinci başkanı "Konuksever Türk gençliği mel'un hadiseyi tel'in eder, Dean Rusk'a hoş geldiniz der." açıklaması yapar.211
Amerika'ya yönelik bir diğer protesto da yıl sonunda gerçekleşir. 12 Kasım tarihinde, Amerikan üslerinde çalışan işçiler üzerindeki baskıyı protesto etmek için, Türkiye İş Sendikası'nın düzenlediği "Amerikalılara Karşı Türk Halkının Başkaldırması" adlı mitinge FKF olarak katılım sağlanır. Mitingin sonunda, USIS önünde protestoya devam eden ve barikatı aşmaya çalışan protestoculara, "AP'liler ve milliyetçi gençler" "kahrolsun komünistler" sloganları eşliğinde saldırırlar. 15 kişi yaralanır ve mitinge katılanlardan 26 kişi gözaltına alınır. Demirel, "sokaklarda bağımsızlık şarkısı söyleyenler ihanet ve delalet içindedirler" açıklaması yaparken, gözaltına alınanlardan 6'sı tutuklanır.212
Bu mitinge katılım, FKF içerisindeki "Sosyalist Devrim"i (SD) savunan TİP etkisindeki gençlik ile "Milli Demokratik Devrim"i (MDD) savunan gençliğin çekişmesinin gölgesinde gerçekleşir. FKF içerisinde bir grup, FKF'nin mitinge katılımını desteklemez.213
Gençliğin giderek dinamik bir güç halini alması ve TİP'in etkisiyle sosyalizme yönelmesi karşısında, AP iktidarı, örgütleri çift başlı hale getirerek kendi denetimi altına almaya çalışır214:
İnşaat Fakültesi Talebe Cemiyetinin çift başlı hale getirilmesi olayı yalnızca bir başlangıç; daha önce de değindiğim gibi İnşaat Cemiyetinden sonra İTÜ Talebe Birliği ve 1966 yılında TMTF çift başlı hale getirilerek, hiç olmazsa bir grup, o örgüt adına iktidarın borazanlığını yapıyordu. AP iktidarı için örgütleri çift başlı duruma getirme konusu yalnızca gençlik örgütlerinde kalmadı. Bilindiği gibi daha sonra Odalar Birliği de çift başlı hale getirildi. Zamanın iktidarına muhalif grubun başkanı olan Necmettin Erbakan, Odalar Birliğinden polis marifetiyle çıkarıldı.
Kısaca özetlemek gerekirse üzerinde durulması gereken önemli bir konu iktidarların kendinden olmayan örgütlere uyguladığı ve her an yeniden uygulayabileceği metottur. İktidar bir örgütü çift başlı duruma getirdiği zaman en azından kendi aleyhine olabilecek çalışmayı baltalamış olmaktadır.
Harun Karadeniz1967 yılı gençliğin artık "sosyalist" kimliğini açıkça ifade etmeye başladığı, bu kimliğinin bir gerekliliği olarak gördüğü işçi ve köylü eylemlerine katıldığı bir yıl olur. FKF'nin yayın organı olarak çıkarılan Kavga Bülteni'nin215 18 Ocak 1967 tarihli ikinci sayısında yer alan "Sosyalist Gençlik Eylemi" başlıklı yazı bu durumu açıkça göstermektedir216:
Sosyalist gençler yani bizler, Türkiye'de sosyalizmin halkla beraber kurulacağını biliyoruz. Halktan ayrı, temelden kopmuş davranışların, kavgaların bizlere, halkımıza yarar getirmeyeceği açıktır. Gençlik ve aydın yıllardır hep halkın karşısına çıkmış, onun giyinişini, yaşayışını yadırgamış, her zaman her çabasında ondan ayrı düşmüştür. Çünkü hiçbir zaman temeldeki gerçeklere eğilememiştir.
Bugün bizim en büyük görevimiz "züppe gençlik", "boynu kravatlı aydın" takımından ayrı olduğumuzu eylemlerimizle de halka gösterebilmektir. Halk bu iki tabakaya daima karşı çıkmıştır. Bu karşı çıkışın yüzeydeki nedeni, belki çok sudan olabilir. Ama temelinde "Ekmek Davası, Yaşama Kavgası" nedenleri yattığı açıktır; halk bunları "oy"una karşı çıkan insanlar olarak bilmektedir. Sosyalist Gençler, bunların, kendilerinden ayrı olduklarını, kendilerin daima halka beraber olduklarını gösterebilmelidir.
Kavga Bülteni, 18 Ocak 1967Bildirilerinde artık sosyalizm sözcüğüne sık sık rastlanan gençliğin eylemleri 1967 yılında yeni boyutlara ulaşır. Boykotlar düzenlenir. Özellikle İstanbul Teknik Üniversitesi Talebe Birliği (İTÜ TB), İstanbul Teknik Üniversitesi Teknik Okulu Talebe Birliği (İTÜTO TB), İstanbul Yüksek Teknik Okulu Talebe Birliği (İYTO TB), Orta Doğu Teknik Üniversitesi Öğrenci Birliği (ODTÜ ÖB) oldukça hareketlidir. Kendi aralarında birlik kurarak birçok konuda beraber tavır almış, beraber eyleme girmiş ve İstanbul-Ankara arasında yapılan "Özel okullar devletleştirilmelidir" yürüyüşünü de birlikte gerçekleştirmişlerdir.
Harun Karadeniz 1967 yılına dair şunları söylüyor217:
(…) 1960'tan sonra önce hürriyet, sonra ekonomik sorunları ve anti-emperyalist bir tutumla ülkenin kalkınmasını savunan gençler 1967'den itibaren artık emekçi sınıfların yanında yer almayı görev biliyor, bir başka deyişle emekçi halkın çıkarlarını savunmaya başlıyorlardı.
Harun Karadeniz1967 yılının eylemlerinden ve gençliğin etkinliklerinden bazıları şunlardır:
— 1967 yılı içinde İstanbul Maltepe'de bulunan Singer fabrikasında bir grev gerçekleştirilir. Bu grev polisin sert müdahalesiyle kırılır. TMTF, İTÜ TB, İYTO TB, İTÜTO TB ve ODTÜ ÖB bu grevle ilgilenip "Singer Damgalı Malların Ardındaki Oyun ve Grev" başlıklı bir broşür hazırlarlar.
— İçerisine makine yağı katıldığı için İtalya'dan geri çevrilen zeytinyağlarının Anadolu'da halka satıldığı duyulunca konuyu incelemek üzere Ege'ye gidilir. Ankara Üniversitesi Talebe Birliği (AÜ TB), "Zeytinyağı Sahtekarlığı ve Sonrası" başlıklı bir kitapçık bastırır.
— Urfa bölgesi Harran Ovası'nda sağlık üzerine bir araştırma yapılır ve "Oy Cehennem İlleri" başlıklı bir broşür hazırlanır.
— Atalan köyünde ağalarla köylüler arasında çıkan toprak kavgası nedeniyle köylülere destek olmak amacıyla Atalan köyüne gidilir.
— 1960 Anayasası, İTÜ TB tarafından kapağına "Anayasa sosyalizme açıktır" sözleri konularak bastırılır.
— Meclis'e "orman niteliğini kaybeden yerlerin" eski sahiplerine verilmesi yönünde bir tasarı sunulması ve Karadeniz Bölgesi'ndeki bazı orman alanlarına Amerikalılar'ın talip olması üzerine, FKF tarafından 8 Mayıs günü Tandoğan Meydanı'ndan başlayıp Cemal Gürsel Meydanı'nda biten "Ormanlar Halkındır Özelleştirilemez" yürüyüşü düzenlenir.
— 19-27 Mayıs günleri FKF tarafından "Türk Devrim Haftası" olarak ilan edilir ve bazı etkinlikler düzenlenir.
— TMTF tarafından Temmuz 1967'de seyyar satıcıların yürüyüş düzenlemesine yardımcı olunur.
— 1967 yılı Kasım ayı içinde İstanbul'dan Ankara'ya "Özel okullar devletleştirilmelidir" yürüyüşü düzenlenir. Yürüyüş 7 Kasım'da başlayıp 20 Kasım'da sona erer. Bu süre içerisinde İTÜ'de boykot ilan edilir. Yaklaşık 150 öğrenci yürüyüşe katılır. Yürüyüş güzergâhı üzerindeki bütün il ve ilçelerde mitingler düzenlenir.
— TİP milletvekili Çetin Altan'ın dokunulmazlığının kaldırılmak istenmesi üzerine 8 Temmuz 1967 tarihinde "Birinci Uyanış Mitingi" yapılır. Mitinge rağmen 21 Temmuz tarihinde Altan'ın dokunulmazlığı kaldırılır.
1967 yılı, çatışma ve saldırıların da arttığı bir yıl olur218:
TMTF'nin iki başlı hale getirilmesinin ardından, İstanbul'daki kurultayda başkan seçilen sağcı Ekrem Özer, 2 Ocak günü İTÜ TB'nin Gümüşsuyu'ndaki binasında bildiri dağıtıp "Federasyon işine karışırsanız sizi fena yaparız" diye bağırınca, solcuların yönetimindeki İTÜ TB üyesi gençler MTTB'yi basarlar ve MTTB üyeleriyle çatışma yaşanır. Bunun sonrasında MTTB'liler İTÜ TB'ni basarlar. Bu durum karşılıklı baskınlarla devam eder. MTTB'nin Gümüşsuyu yurt baskınında çok sayıda yaralanan olur. Sonrasında ilk gün Taksim'e, iki gün sonra ise öğretim üyelerinin de katılımıyla Beyazıt'a yürünür.219
Protestocu gençlerden gözaltına alınanlar, tutuklananlar olur. Tutuklu öğrencilerin tahliyesi için gerekli olan 10 bin lirayı, İTÜ Rektörü Prof. Bedri Karafakioğlu220 verir.221
1967 yılının, FKF ve öğrenci gençlik açısından bir başka önemli gelişmesi de haklarında verilen kapatma ve okuldan uzaklaştırılma kararları olur. Siyasal Bilgiler Fikir Kulübü, Eskişehir İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi Fikir Kulübü ve Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü hakkında kapatma kararları alınır. DTCF Fikir Kulübü yöneticilerine altışar ay, aralarında İbrahim Kaypakkaya'nın da bulunduğu Çapa Yüksek Öğretmen Okulu Fikir Kulübü (YÖO FK) kurucularına bir ay okuldan uzaklaştırılma cezaları verilir.
Üniversite yönetimlerinden kaynaklanan bir başka olumsuzluk da Erzurum'daki Atatürk Üniversitesi'nde kendisini gösterir. İktisat Fakültesi Fikir Kulübü üyesi öğrencilerin, Atatürk Üniversitesi Öğrenci Yurdu'nda kaldığı odada, kablosu yurt idaresine kadar uzanan gizli bir mikrofon bulunur.
1967 yılına damgasını vuran eylemler ise 6. Filo'nun gelişine dair yapılan protesto eylemleri ve TİP tarafından düzenlenen "Doğu Mitingleri" olur.
6. Filo, Haziran ayı sonlarında İstanbul limanına demirler. 6. Filo'nun gelişi, solcu gençlerin protesto gösterilerini de başlatır. 1965 yılında bozulan ilişkilerin ardından, 6. Filo'nun gelişi artık hoş karşılanmamakta ve giderek artan protestolara neden olmaktadır. İlk olarak, 6. Filo Komutanlığı'nın Taksim Anıtı'na koyduğu çelenk, TMTF ikinci başkanı ve İTÜ talebe birliklerinin başkanları tarafından düzenlenen bir toplantının ardından yakılır. Bu çelengin yerine üzerinde "Emperyalizmin Kanlı Eli Atamıza Uzanmasın, Kırılacaktır" yazılı bir çelenk bırakılır. Polisler bu çelengi bir saat sonra kaldırır. Bunun üzerine, öğrenciler üzerinde aynı yazının bulunduğu yeni bir çelenk bırakırlar. 24 Haziran 1967 tarihinde ise 6. Filo'yu protesto amacıyla Beyazıt'tan Taksim'e yürüyüş düzenlenir. Dolmabahçe'den geçilirken, rıhtımda asılı bulunan Amerikan bayrağı indirilir yerine Türk bayrağı çekilir. Taksim'de yapılan mitinge 10 binin üzerinde insan katılır. Miting akşamı bir grup genç sokak ortasında polisler tarafından dövülür.
6. Filo'nun Türkiye'de bulunduğu sıralarda sürekli olarak gerçekleştirilen bir başka eylem ise, karaya çıkan ve dolaşan Amerikan erlerinin başlarındaki kepleri aşırması eylemidir. Bu eylem özellikle akşamları kampanya halinde devam eder.
Haziran ayında bir süre kaldıktan sonra İstanbul'dan ayrılmış olan 6. Filo, Ekim ayında İstanbul limanlarına tekrar gelir. Solcu gençlik örgütleri, 6. Filo'nun yeniden gelişini protesto amacıyla, 7 Ekim tarihinde Dolmabahçe'de oturma eylemi düzenlerler. Bu eylem nedeniyle, Amerikan erleri o gün karaya çıkamazlar.
İTÜ TB, 6. Filo'nun gelişini protesto amacıyla bir bildiri yayınlar222:
Bilindiği gibi Amerika ulusal ekonomimizi her kesimde baltalamakta, yerli ortaklarıyla beraber yeraltı, yerüstü bütün kaynaklarımızı hayâsızca sömürerek geri kalmamızın belli başlı nedeni olmaktadır.
Bunun yanında şımarık Amerikalı ve Amerikan asker için Saygon ile Türk limanları pek fark etmemektedir. Onlar güzel şehirlerimizi bir cinsel boşalım merkezi olarak kullanmakta, en çok satan gazetelerin objektiflerine kucaklarında Türk kızları olduğu halde poz verebilmektedirler.
Gene, 7 Ekim'den başlayarak emperyalist donanma gidene kadar İstanbul sokakları Saygon sokaklarına benzetilmek istenecektir.
İşte biz Türk Gençleri, bu kez buna izin vermemek azmindeyiz. Ve bütün milliyetçi güçleri Amerika'ya karşı direnmeye çağırırken inanıyoruz ki; Amerika'nın foyası her yerde olduğu gibi Türkiye'de de meydana çıkmıştır. Artık bu oyun fazla sürmeyecektir. Süremez.
Türk Ulusu onlara gereken dersi bir kere daha verecek, efendice çekip gitmezlerse Vietnam halkından daha az onurlu olmadığını bütün dünyaya bir kere daha anlatacaktır.
Kimse Atatürk'ün ulusunu uygar düzeye ulaşma savaşından alıkoyamayacaktır.
Amerika bize düşmansa, korkumuz yok; biz de ona düşmanız. Amerika'ya Amerika'nın metotlarıyla karşı koymanın zamanı artık gelmiştir. Gelecek ışıklıdır, mutludur. Bizimdir.
İTÜ Talebe Birliği bildirisiGençliğin protesto eylemleri, FKF İstanbul Sekreterliği'ne üye 4 gencin, 11 Ekim 1967 tarihinde, 6. Filo'yu protesto amacıyla, Dolmabahçe'de bir çadır kurarak açlık grevine başlamasıyla devam eder. Açlık grevinin beşinci saatinde gençler gözaltına alınır, bunun üzerine 12 Ekim'de, Taksim Parkı'nda yeni bir açlık grevi çadırı kurulur ve ikisi işçi beş kişi burada açlık grevine başlar. Bu eyleme, çok sayıda örgüt yöneticisi, şair Fazıl Hüsnü Dağlarca ile şair Şükran Kurdakul da katılarak destek verir.
6. Filo'nun komutanı, Koramiral William İ. Martin, "6. Filo, 20 yıldır Türkiye'ye gelip gitmektedir. Bu ziyaretler, daima dostluk için yapılır. Bu defaki protestonun manasını anlayamadık. Biz, Türkiye ile daima dostuz ve dost olarak kalmak istiyoruz."223 derken protestolar, Amerikan erlerinin görüldüğü yerlerde hırpalanması, şapkalarının toplanması ve kafalarına yumurta atılması biçiminde devam eder. Bu protestolar nedeniyle pek çok protestocu öğrenci mahkemeye verilir. 7 Amerikalı asker de bıçaklı saldırı, sarkıntılık yapmak ve kavga etmek gerekçeleriyle mahkemeye sevk edilirler.224
Gençlerin bu açıklama ve eylemlerine karşılık olarak, yazar ve siyasetçi Orhan Seyfi Orhon, Son Havadis adlı gazetede, 6. Filo'yu savunan şöyle bir yazı yazar225:
"Bence tek çare, komünist tahriklerine aynı silahla karşı koymaktır. Onlar Dolmabahçe'ye dost ve müttefik Amerikan amiralini çıkarmamak için oturum mitingi mi yapıyor? Milliyetçi gençler de ellerinde dostluk dövizleriyle karşılama gösterisi yapar! 'Amerikalı it, evine git!'e karşılık, 'Amerikalı dostlarımız hoş geldiniz!' Amerikalı öğrencilere hücum mu? Amerikalı öğrencileri müsamereye davet. Taş mı atıyorlar, buket veririz! Küfür mü ediyorlar, alkışlarız… Solculara karşı milliyetçi gençlik…"
Orhan Seyfi Orhon, Son Havadis15 Ekim günü, 6. Filo'ya ait gemilerin demirlediği İzmir'de de protesto amacıyla bir miting düzenlenir. Miting olaylı geçer. Burada da açlık grevi başlatılmak istenir ancak izin verilmez.
Protestolar ve açlık grevi, 6. Filo'ya ait son geminin de hareket ettiği 17 Ekim günü, Taksim'de Amerikan bayrağının yakılmasıyla son bulur.
1967 yılının son protestoları NATO'yu hedef alır. 9 Aralık 1967 günü, FKF, ODTÜ ÖB, Barış Derneği, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Öğrenci Derneği ve SBF Öğrenci Derneği tarafından, Ankara'da "NATO ve Amerika" aleyhtarı bir gösteri düzenlenir. Gösteride yapılan açıklamalarda, Türkiye'nin NATO'dan ayrılmasının zorunlu olduğu, gençlik olarak Amerika Türkiye'den ayrılana kadar mücadele edecekleri belirtilir.226 Bu protesto, NATO'ya yönelik ilk protesto da değildir. Eylül ayında da NATO üyesi yedi ülkenin savunma bakanlarının, NATO Nükleer Planlama Grubu toplantısı için Türkiye'ye gelmesi üzerine, ABD Savunma Bakanı Robert Mc Namara için Ankara Orduevi'nde yemek verildiği 29 Eylül 1967 günü, Kızılay'da ABD karşıtı bildiriler dağıtılmıştır. Bildirinin altında, FKF, Türkiye Devrimci Büro İşçileri Sendikası, Basın-İş Sendikası, Bank-İş Sendikası, Türkiye-İş Sendikası, Ankara İşçi Fikir Kulübü, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu (DİSK), Turizm-İş Sendikası, Lastik-İş Sendikası ve ODTÜ Öğrenci Birliği'nin imzaları vardır.
Solcular NATO'yu protesto ederken, sağ kesim sahip çıkmakta ve NATO protestolarının, "asıl düşmanı" yani komünizmi unutturmak için gerçekleştirildiğini söylemektedir. Türkiye edebiyatında adı anılan, gazeteci, yazar Tarık Buğra'nın, dönemin sağcı gazetelerinden Yeni İstanbul'da yazdığı "NATO imiş, Amerika müdahale edermiş. Laf bunlar. Bu laflar, seni hedefinden koparmak, sana asıl tehlikeyi, asıl düşmanı unutturmak içindir."227 satırları da bu durumun örneğidir.
TİP, kuruluşundan itibaren "Doğu Sorunu" ile ilgilenmiştir. 1964 yılında kabul edilen parti programının bir bölümü "Doğu Kalkınması" adını taşımaktadır. Parti yönetiminde yer alan ve 1965 seçimlerinde İstanbul'dan milletvekili seçilen Sadun Aren, Partiler Yasası'nda, partilerin Türkiye'de dil, din, etnik köken gibi ayrılıklara dayanan azınlıklar bulunduklarını belirtmesinin yasaklamasına rağmen TİP'in konuya "ihtiyatlı" yaklaştığını, buna rağmen ülkenin Doğu bölgelerinde Kürtçe konuşan vatandaşların yaşadığının, bunların bu niteliklerinden ötürü ayrımcılığa uğradıklarının, üstelik de bölgenin geri kalmış olduğunun belirtildiğini söylüyor.228 TİP'in bu konudaki görüşleri, 29-30 Ekim 1970 tarihinde gerçekleşen 4. Kongre'sinde daha da berrak bir şekilde kendisini gösterecektir. Bu kongrede, bu konuda alınan karar, 2000'li yıllar Türkiye'si için bile gayet güncel, cesur ve ilerici olarak görülebilir229:
Türkiye'nin doğusunda Kürt halkının yaşamakta olduğu, Kürt halkı üzerinde baştan beri hakim sınıfların faşist iktidarının, zaman zaman kanlı zulüm hareketleri niteliğine bürünen baskı, terör ve asimilasyon politikasını uyguladıklarını,
Kürt halkının yaşadığı bölgenin Türkiye'nin öteki bölgelerine oranla, geri kalmış olmasının temel nedenlerinden birini, kapitalizmin eşitsiz gelişme kanununa ek olarak, bu bölgede Kürt halkının yaşadığı gerçeğini göz önüne alan hakim sınıf iktidarlarının, güttükleri ekonomik ve sosyal politikanın bir sonucu olduğunu,
Bu nedenle "Doğu sorununu" bir bölgesel kalkınma sorunu olarak ele almanın, hakim sınıf iktidarının şöven milliyetçi görüşlerinin ve tutumunun bir uzantısından başka bir şey olmadığını,
Kürt halkının anayasal vatandaşlık haklarını kullanmak ve diğer tüm demokratik özlem ve isteklerini gerçekleştirmek yolundaki mücadelesinin, bütün antidemokratik faşist, baskıcı, şoven-milliyetçi akımların amansız düşmanı olan partimiz tarafından desteklenmesinin olağan ve zorunlu bir devrimci görev olduğunu,
Kürt halkının gelişen demokratik özlem ve isteklerini ifade ve gerçekleştirme mücadelesi ile, işçi sınıfının ve onun öncü örgütü partimizin öncülüğünde yürütülen sosyalist devrim mücadelesinin tek bir devrimci dalga halinde bütünleştirmek için, Kürt ve Türk sosyalistlerin parti içinde omuz omuza çalışmaları gerektiğini,
Kürt halkına karşı uygulanan ırkçı-milliyetçi-şoven-burjuva ideolojisinin, partililer, sosyalistler ve bütün işçi ve diğer emekçi yığınlar arasında yerle bir edilmesini sağlamanın, partinin ideolojik mücadelesinin ve gelişmesinin temel ve devamlı bir davası olduğunu,
Partinin, (Kürt sorununa) işçi sınıfının sosyalist devrim mücadelesinin gerekleri açısından baktığını kabul ve ilan eder.
TİP 4. Kongresi kararı, 29-30 Ekim 1970TİP'in bu söylemlerinin önemini anlayabilmek için 1960'ların hakim anlayışına bakmak gerek. Cemal Gürsel, "Türk topraklarında yaşayan herkes Türktür… Türk olmayan varsa gidebilir." derken, Türkçü Nihal Atsız da TİP'in Doğu Mitinglerini düzenlediği 1967 yılında Gürsel'in çağrısını yineliyordu230:
Fakat yüzde yüz çoğunlukta olsalar bile Türkiye'nin herhangi bir bölgesinde devlet kurmak hayalleri, hayal olarak kalacaktır. Yunanlıların Bizans, Ermenilerin Büyük Ermenistan kurmak hayalleri gibi… Onun için Türk milletinin başını belaya sokmadan, kendileri de yok olmadan çekip gitsinler. Nereye mi? gözleri nereyi görür, gönülleri nereyi çekerse oraya gitsinler. İran'a, Pakistan'a, Hindistan'a, Barzani'ye gitsinler. Birleşmiş Milletlere başvurup Afrika'da yurtluk istesinler. Türk ırkının aşırı sabırlı olduğunu, fakat ayranı kabardığı zaman Kağan Arslan gibi önüne durulmadığını, ırkdaşları Ermenilere sorarak öğrensinler de akılları başlarına gelsin.
Nihal Atsız, Ötüken, sayı 10, 1967Türkçülerden İsmet Tümtürk'ün çıkardığı Milli Yol dergisi de, Nihal Atsız'ın yazılarının yayınlandığı Ötüken gibi, Kürtlere karşı yazıların yayınlandığı bir başka yayın organıdır. Bu yazılardan biri, ırkçılığın varacağı noktayı göstermesi açısından ibretliktir231:
Jandarma, ordu birlikleri boşuna taban tepr dururlar. Ve hiçbir şey değişmez. Oraları iyi bilenler bu hali çaresiz sayarlar. İklim şartı, dağların durumu, yol durumu v.b. bugünkü hali mukadder kılıyor, derler. O topraklar harita üzerinde bizimdir. Hakikatte değil. Oralarda yalnız devlet nizamları değil Türklük de eğretidir, daha doğrusu yok gibidir. O çorak, sarp, dağlık yerler devletin yalnız parasını yer. O kadar. Ve boşuna yer. Oralardan devlete ne sevgi, ne destek, ne de kuvvet gelir. Halbuki bu durumun bir çaresi vardır. Keskin kılıç gibi müessir, Kristof Kolomb'un yumurtası kadar açık ve kolay bir çare. Oraya Kazak - Kırgız göçmenlerini silahlarıyla ve aşiret teşkilatlarıyla, olduğu gibi yerleştirmek...
İsmet Tümtürk, Milli Yol, sayı 13, s. 14 20 Nisan 1967
"Ya Sev Ya Terk Et" sloganında ifadesini bulan bu "çekip gidin" çağrılarına karşılık olarak "19 Doğulu Yüksek Tahsil Derneği" de bir bildiri yayınlayarak, ülkeyi asıl bölmek isteyenlerin ırkçılar olduğunu ve "Türkiye'de anayasa çerçevesinde beraberliği ve kardeşliği" istediklerini belirtirler232:
Kim kimi yok ediyor, kim kimin başını belaya sokuyor? Ve kim kimi kovuyor? Tarihin en eski çağlarından beri bu topraklar üzerinde yaşayanları, bu topraklardan kovacak bir kuvvet ne olmuş ne de olacaktır. Asıl kovulacaklar halkları birbirine düşürmek emelinde olan hayalperestlerdir. Doğulu gençler olarak 'Kürd davasını kurt kurnazlığı ile Türkiye'nin Doğu illeri davası halinde ileri sürmek niyetinde değiliz. Doğunun geri kalmasının nedenleri arasında ekonomik sömürünün devamı için vatandaşlar arasında mevcut ırk, dil, din ve mezhep farklarını istismar ederek onları düşman kamplara bölmek isteyen zihniyetin karşısındayız. Manevi sömürünün politik alandaki yansıması faşizmi, ırkçılığı ve ümmetçiliği nefretle red ediyoruz. Türkiye'de anayasa çerçevesinde beraberliği ve kardeşliği tesis etmek şiarımızdır.
19 Doğulu Yüksek Tahsil Derneği bildirisiKürtlerin ya inkâr edildiği ya da ıslah edilmesi gereken, geri bir ırk olarak görüldüğü bu yıllarda, TİP'in çıkışı cesurcadır. TİP, bu "sorunu" gündeme taşımak amacıyla, 1967 yılında, bölgede bir dizi miting yapılması kararı alır. Bu mitingler kapsamında, TİP'in ileri gelenlerinden Mehmet Ali Aybar, Behice Boran ve Tarık Ziya Ekinci de bölgeye giderler. Düzenlenen mitingler sırasıyla şunlardır233:
— 16 Eylül 1967: Diyarbakır
— 24 Eylül 1967: Silvan
— 01 Ekim 1967: Siverek
— 08 Ekim 1967: Batman
— 15 Ekim 1967: Tunceli
— 22 Ekim 1967: Ağrı
Son miting ise 19 Kasım'da Ankara'da düzenlenir. TİP'in düzenlediği bu mitinglere, FKF başta olmak üzere bazı öğrenci örgütleri de destek olurlar. Batman'da FKF İstanbul Sekreterliği'nin ve Malatya, Diyarbakır, Adıyaman, Derik, Siverek, Midyat, Urfa, Siirt, Tunceli, Nusaybin, Karakoçan'dan öğrenci derneklerinin imzasıyla dağıtılan bildiride, "Doğu ve Güneydoğu illerinde yapılan ve yapılacak mitingleri ve tepkileri dikkatle" izledikleri; "Doğu'nun çilekeş halkının bu asil direnişini" sevinçle karşıladıkları; "Doğu'nun geri kalmışlığında ve Doğu üzerinde kurulu siyasi baskıda, tarihi oluş içindeki sosyal ve ekonomik koşulların yanı sıra etnik özelliklerin bilhassa rol oynadığı gerçeğini" kabul ettikleri; ve son olarak da bu uyanışın "kardeşin kardeşle kavgası değil, ezilenlerin ezenlere karşı çıkışı" olduğu belirtilmektedir.234
1967 yılında düzenlenen ve "Doğu Mitingleri" olarak bilinen bu mitinglerin ardından 1968, 1969 ve 1970'li yıllarda da bölgede mitingler düzenlenir. Bu mitinglerin düzenleyicileri arasında, kurulacak olan Devrimci Doğu Kültür Ocakları da (DDKO) vardır.235 TİP'in Doğu Mitingleri, yeni bir örgütlülüğün de başlangıcına ön ayak olacak, 1968 yılından itibaren DDKO'ların kuruluşu gündeme gelecektir.
1967 yılından itibaren yapılmaya başlanan Doğu Mitingleri, Kürt üniversite gençliği içerisinde, "Doğu"ya özgü yeni bir örgütlülük kurulması yönünde fikirler oluşmasına neden olur. İsmail Beşikçi de, "1967 Doğu Mitingleri'nden sonra üniversite öğrencileri arasında milli duyguların gelişip serpilmeye başladığını" ve 1968 yılı başlarından itibaren bu yönde çalışmalar yapıldığını duyduğunu ve 1969 yılı baharında bu çalışmaların sonuçlandığını söylüyor.236 İlk olarak, Ankara DDKO ve İstanbul DDKO kurulur. Bunu Ergani, Silvan, Batman, Diyarbakır DDKO'ların kuruluşu izler.
DDKO'ların kuruluşunda, Barzani'nin Kürdistan Demokrat Partisi'nin (KDP) Türkiye kolu olarak, 11 Temmuz 1965 tarihinde kurulan Türkiye Kürdistan Demokratik Partisi'nin (TKDP)237 ve 11 Mart 1970 tarihinde, Irak Devlet Başkanı Saddam Hüseyin ile Kürdistan Demokrat Partisi (KDP) arasında imzalanan özerklik anlaşmasının da etkisi olur. "Bu anlaşma Kürtler arasında, moralleri güçlendirici ve yükseltici bir etki" yaratır.238 12 Mart darbesinin ardından, Diyarbakır-Siirt İlleri Sıkıyönetim Komutanlığı askeri mahkemesinde iki önemli dava vardır. Bunlardan biri DDKO davası, ikincisi ise Türkiye Kürdistan Demokrat Partisi davasıdır.239 Hem DDKO hem de TKDP davasında yargılanan kişiler de vardır. Üçüncü bir dava ise Dev-Genç davasıdır.
DDKO'nun bu döneminde henüz bir "ideolojik birlik" söz konusu değildir. Beşikçi, eleştirel bir şekilde ve biraz da karikatürize ederek, bazı DDKO mensuplarının "Biz sosyalistiz, biz devrimciyiz, biz enternasyonalistiz, biz milliyetçi değiliz, dil talebi, kültür talebi dile getirmek, Kürtçe'ye vurgu yapmak milliyetçiliktir. Biz milliyetçi değiliz, biz devrimciyiz, sosyalistiz, enternasyonalistiz…" dediğini belirtiyor. Özellikle TİP çevresinden gençlerin "sosyalist devrim gerçekleştiğinde, sosyalist toplum kurulduğunda bu sorunlar kendiliğinden çözülür. Bunun için önemli olan sosyalist devrim yolunda çalışmaktır. Toplumsal güçleri bölmemektir, sorunlara sınıfsal açıdan bakmaktır" anlayışında olduğunu söylüyor.240
1971 yılında başlayan DDKO yargılamalarında "sanıklar" arasında öğrencilerin yanı sıra, yazar Musa Anter, Dr. Tarık Ziya Ekinci, Dr. Naci Kutlay, avukat Canip Yıldırım, yazar Mehmet Emin Bozarslan, yazar Abdurrahman Uçaman gibi aralarında akademisyenlerin de bulunduğu aydın ve yazarlar da vardır.
1968 yılı, gençlik eylemlerinin ivmesinin arttığı, eylemlerin boykot ve işgallerle giderek sertleştiği ve Vedat Demircioğlu'nun öldürülmesiyle sol gençlik hareketinin ilk "şehidini" verdiği yıl olur. Bu hareketlilik, sadece suyun yüzeyidir. Dalgalardır… Altta, bir başka hareketlilik, bir çekişme vardır. Gençlik, FKF aracılığıyla kendisini denetiminde tutmaya çalışan TİP'in "parlamentarizminin" sınırlarını aşmaya, Milli Demokratik Devrim (MDD) tezi ve onun teorisyeni Mihri Belli çevresinde toplanmaya başlar.241 Bu durum kendini, bir yandan FKF dışında örgütlenmeler242 yaratılması diğer yandan FKF içerisinde iktidar çekişmesi olarak gösterir.
1968'de yaşanan bu gelişmelerin dış etkenleri de vardır. Avrupa'da patlak veren ve dünyayı dalga dalga sarmaya, sarsmaya başlayan "68 Hareketi"nin coşkusu, ülkemiz gençliğinde de yankısını bulur. Aynı zamanda, Vietnam "ulusal kurtuluş savaşı"nın da etkisiyle Amerikan emperyalizmine karşı tepkiler "ulusal uyanışı" arttıran bir etki yaratır. ABD Başkanı Johnson'un Başbakan İnönü'ye gönderdiği 5 Haziran 1964 tarihli mektubun ardından, ülkemizde açığa çıkan ABD karşıtı tepkiler, 1968'de yeni bir boyut kazanır. 1967 yılının son aylarında, Türkiye'de ilk kez düzenlenen NATO karşıtı protestoların ardından, 1968 yılında "NATO'ya Hayır Haftası" gündeme gelir, Samsun'dan Ankara'ya "Mustafa Kemal Yürüyüşü" yapılır.
1968'in bir diğer önemli olayı da aynı zamanda Türkiye solundaki parçalanmışlığın tezahürü olan Devrimciler Güçbirliği (Dev-Güç)'ün kuruluşudur. Mihri Belli'nin etkin olduğu "Türk Solu" dergisinde yapılan çağrı üzerine 27 Mart 1968 tarihinde, 29 kuruluşun katılımıyla Dev-Güç olarak bilinen "Devrimci Kuruluşlar Güçbirliği İcra Komitesi" oluşturulur. Bu komitenin başkanlığına da eski MBK üyelerinden Tabii Senatör Kadri Kaplan getirilir. TİP, bu çabaları "cunta hazırlığı" olarak gördüğünden Dev-Güç'ten uzak durur.243 Ancak 23-24 Mart 1968 tarihinde yapılan FKF 2. Kurultayı'nda Genel Başkanlığa MDD çevresinden Doğu Perinçek'in seçilmiş olması nedeniyle FKF Genel Merkezi, Dev-Güç'e katılma kararı alır ve katılır.244
1968, Türkiye solunun her kesimi bakımından hem bir sıçrama hem de bir altüstlük dönemi oldu. Hem devrim hem de karşı devrim, kendisini kitlesel bir ölçek üzerinde açığa çıkartmaya ilk kez 1968'de başladı.
Kendi öz dinamizminin 'eğilimine' koşut düşen TİP'in 'dıştalama'sıyla FKF'li gençlik, çizgileri içine çekildiği küçük burjuva temel üzerinde, kendini 'hegemonyası'ndan kurtardığı parlamentarizmle darbecilik arasında sıkışıp kaldı. Bu 'dar' ve 'oynak' alanda, olağanüstü 'teknikler' ve 'araçlar' geliştirerek toplumsal başkaldırısını örgütlemeye çalışırken, kendine, kendinin de 'sonunu getireceği' yeni bir 'kimlik' edindi. 'Müthiş' bir önseziyle herkesi 'hayrete düşüreceği' tek ve biricik yordamı, 'ampirizmi' seçti; 'ampirik sicili' iyi olanlar 'öne fırladı'. 'Entelektüel devrimcilik', 'entelektüel liderlik' ve bunlara koşut gelen 'naiflik', 'kibarlık' popülaritesini ve önemini bir ölçüde yitirdi; doğrudan konuların ardındaki gerçeklerle uğraşılmaya, teori küçümsenmeye başladı. Hemen hemen şu görüş egemendi; 'Devrim için savaşmak isteyen devrimcidir'. Tartışmayı yeğleyen biri zaaflı ve zayıftır.
(…) 1968 başlarken, Türkiye sosyalist hareketinin görünüşteki 'birliği'de sona eriyordu. Ayrılığın tohumları 1951 tevkifatı sırasında atılmıştı; izleyen yıllarda TKP içindeki 'çatışmalar'la 'beslendi' ve 'doğuma' hazırlandı. '68'de tüm küre coşkulu bir dalgayla elektriklenip devrim her yere 'elle tutulacak' denli yaklaşınca 'o' da dünyaya 'gözlerini açtı'. Ayrılığın kollarından biri durumunda olan MDD çizgisi ve onun lideri Mihri Belli, yeni 'kimlik'le donanmakta olan sosyalist gençliği 'güdümüne aldı'.245
Erol Korkmaz, Kafa Tutan Günler1968 yılı aynı zamanda bir yıl sonra sıradanlaşacak olan ölümlerin hazırlıklarının yapıldığı yıldır da:
1968, Türkiye'de irticanın örgütlendiği, faşist komando kamplarının hızla çoğaldığı ve sağcı, faşist saldırıların en yoğunlaştığı yıldır. Siyasiler devrimci gençliğin karşısına sağcı gençliği çıkartma çabaları içindedirler. 'Kadıköy'de Kuran'ı Kerim yakıldı', 'Vatan elden gidiyor' gibi yalan haberlerle sağcı gençler devrimcilerin üstüne saldırtılmaktadır.246
N. Alper Kepenek, Oy Cihan Bizim CihanBu saldırıların ilki, Doğu Gecesi'nde yaşanır ve sonrasında Anayasa Mitingi'nde devam eder. 1968 yılı içerisinde, "NATO'ya Hayır Haftası" düzenleyen gençler de saldırılara hedef olur. Asıl sistemli saldırı ise 1968 yılının son ayında yurtları ele geçirmek amacıyla gerçekleştirilir.
FKF İstanbul Sekreterliği, 25 Ocak 1968 günü, "Kürt illerinin yerel öğrenci dernekleri ile birlikte" Spor ve Sergi Sarayı'nda, kendisi de bu geceye katılan gençlerden biri olan gazeteci yazar Ragıp Zarakolu'nun, yıllar sonra "sosyalist gençler ile Kürt gençliğinin muhteşem buluşması" olarak nitelendireceği247 "Doğu Gecesi"ni düzenler. Gecenin ilerleyen saatlerinde, sağcı gençler, ellerindeki amonyak ve asit dolu şişelerle geceye saldırırlar.
Milli Türk Talebe Birliği'nde, toplantı basmakla ünlü iki 'fedai'nin öncülüğünde toplanan sağcı öğrenciler hazırlıklarını tamamladılar: Birbirlerini tanımak için yakalarına görünecek biçimde topluiğne takacak248 ve 'Harekat' sözcüğünü parola olarak kullanacaklardı. İçlerinden biri 'Kahrolsun komünistler' diye bağırınca sopalar, tabancalar, asit ve amonyak dolu şişelerle saldırıya geçeceklerdi.
İzleyicilerin arasına dağılan yüz elli kadar militan, Diyarbakır ekibi folklor gösterisi yaparken, Molotof kokteylleri patlatmaya, getirdikleri şişeleri kırmaya başladılar. Ortalığı yoğun bir nitrik asit ve amonyak kokusu ve dumanı kapladı. Bu sırada dışarıdan atılan taşlarla salonun camları kırıldı. Ünlü 'fedai'lerden biri toplantıyı düzenleyen gençlerce yakalandı. Bunun üzerine tabancasını çekip iki el ateş ederek iki gencin yaralanmasına yol açtı. Bir başka saldırgan muşta kullanarak bir genci gözünden yaraladı.
Olay yerinde bulunan toplum polisi yalnızca yedi kişiyi yakalayıp götürdü. Bunlar da konutları belli olduğu gerekçesiyle serbest bırakıldı.
Dışarı çıkan saldırganlar, kapıdaki arkadaşları tarafından 'Gazanız mübarek olsun.' sözleriyle karşılandı. Bunlara yandaş gazeteler, ertesi gün olayı büyük bir zafer olarak gösterdi…249
Alpay Kabacalı, Türkiye'de Gençlik HareketleriSaldırının ardından, FKF İstanbul Sekreterliği, 1968 yılına dikkat çeken ve saldırıların süreceğini beklediklerini belirten bir açıklama yapar250:
Biz, bu olayların önemli kararların alınacağı 1968 yılında bazı çevreler tarafından özellikle düzenlendiği inancındayız. Ankara'da alanda gazete satan arkadaşlarımıza saldıranlar İstanbul'da İktisat Fakültesi Gecesi ve Doğu Gecesi'ni basanların bu noktada duracaklarından söz etmek büyük bir yanlıştır. Buna karşı bütün devrimci güçlerin birleşerek haklarını sonuna kadar korumaları gerekmektedir. Yarının güçlü Türkiye'si bu saldırıları engelleyerek eşitliğe yönelen düzeni kuracak Türk halkınındır.
FKF İstanbul Sekreterliği açıklamasıFKF'nin saldırıların süreceği yönündeki açıklamasını doğrulayan bir gelişme, 4 Şubat günü yaşanır. AP İl Gençlik Teşkilatı Başkanı İbrahim Çetinkaya, düzenlediği basın toplantısında, "şuurlu milliyetçi gençlik, bugün yurt sathında icap ederse komünist avına çıkacaktır" sözleriyle, adeta "avın başladığını" ilan eder.251
20 Şubat günü, Meclis'te, bütçe görüşmeleri sürerken, görüşlerini açıklayan TİP milletvekilleri Çetin Altan, Yunus Koçak, Sadun Aren, Rıza Kuas, Kemal Nebioğlu, Tarık Ziya Ekinci, Ali Karcı ve Cemal Hakkı Selek AP milletvekillerinin saldırısına uğrarlar. Halıların ve mermerlerin kan içinde kaldığı bu saldırı CHP milletvekillerinin araya girmesiyle durdurulabilir. Saldırı, solcu gençlik içerisinde tepkilere neden olur. 23 Şubat 1968 tarihinde FKF, ODTÜ ÖB, İTÜ TB, İTÜTO TB, İYTO TB, Ankara Üniversitesi Ziraat Fakültesi Talebe Birliği, Ankara Üniversitesi SBF Öğrenci Derneği, ODTÜ Sosyalist Fikir Kulübü, ODTÜ Sosyal Demokrasi Derneği ve DİSK 24 Şubat günü Taksim'deki Atatürk Anıtı'na bir çelenk bırakırlar ve 24 Şubat'ta bir miting düzenleyeceklerine dair bir bildiri yayınlarlar. Bildiride "Demokrasi düşmanlarının sorumsuzca, küstahça sürdürdükleri baskı hareketlerine karşı Anayasa'dan, halktan yana olanların da gerçek güçlerini göstermelerini, insanlık dışı hareketlere dur demelerinin zamanı gelmiştir. Bu tüm Türk halkının üstüne düşen en büyük görevdir." ifadeleri kullanılır.252
Bu bildiriyle çağrısı yapılan "Anayasa Mitingi" 24 Şubat tarihinde, Ankara'da düzenlenir. İlhan Selçuk ve Çetin Altan'ın da katıldığı mitingde gençlerin ellerinde, "Faşizm Döve Döve Geldi, Öle Öle Gidecek", "Akan Kan Zalimleri Boğar", "Dayak Yedikçe Güçleniyoruz", "Son Kozunuzu Oynuyorsunuz", "Mustafa Kemal Bursa Nutku'nu Bugün İçin Yazmıştır", "Tarihi Oluşu Hiçbir Kuvvet Durdurmaz" yazılı pankartlar taşırlar.253 Yürüyüşe katılanlar, Gürsel alanına geldiklerinde, önceden hazırlığını yapmış olan AP'li gençlerin ve MTTB ikinci başkanı Atilla Özer idaresindeki bir grup gencin254 "komünistlere ölüm", "kahrolsun komünistler", "komünistler Moskova'ya" sloganları eşliğinde saldırısına uğrarlar. 50 kişi yaralanır. Bu saldırıyla ilgili olarak bir gün sonra "sağcı" gazetelerden biri "Solculara halk dayak attı" diye haber yapar. "Uyanış Mitingleri"nin ikincisi, 25 Şubat günü İstanbul'da Taksim Meydanı'nda düzenlenir. Mehmet Ali Aybar ve Çetin Altan'ın da konuşmacı olduğu mitinge 30 binden fazla insan katılır. Gösteri, "Geleceğiz, Geliyoruz, Yakındır" sesleri ile açılır ve ilk konuşmayı yapan İTÜ Talebe Birliği Başkanı, "Halk çocuklarını kandıran, onları taş ve sopalarla dövenlerle sonuna kadar mücadele edecek ve onları bu vatandan kovacağız." açıklaması yapar. 100 kişilik bir sağcı grup ellerinde "Türkiye İkinci Bir Vietnam Olmayacaktır", "Geberecek İt Ulumaya Başlar", "Nazım Hikmet'in Torunlarını Türkiye'de Barındırmayacağız" dövizleriyle, bu mitingde de olay çıkarmaya çalışır ancak olay büyümeden polis bu grubu çember içine alır.255
Şubat ayında gerçekleştirilen bir başka etkinlik ise FKF, İTÜ TB, İTÜTO TB, İÜİF TC ve İÜOF TC tarafından düzenlenen "Vietnam Halkıyla Yardım Kampanyası"dır. Vietnam ile ilgili, Ankara'da gerçekleşen bir başka etkinlik ise saldırıya uğrar. 25 Şubat günü, FKF ve ODTÜ Öğrenci Birliği tarafından Altındağ TİP İlçe Merkezi'nde düzenlenen, "Vietnam'da Amerikan Vahşeti" adlı serginin kapanışı sırasında sağcı gençler ile sergiye katılanlar arasında çatışma yaşanır.
"Bu son fikri ikazımızdır. Şimdi sıra fiili ikazda."
Uyanış mitinglerine karşılık olarak MTTB öncülüğünde "Şahlanış Mitingleri" düzenlenmeye başlanır. Bunların ilki 12 Kasım 1967 günü Erzurum'da yapılmıştır. Uyanış Mitingleri'nin ardından İstanbul, Ankara ve İzmir'de yeni Şahlanış Mitingleri düzenlenir. İstanbul'daki miting 3 Mart günü, "18 öğrenci teşkilatı, 11 sendika, 80 dernek, 10 komünizmle mücadele derneği şubesi ve 14 milliyetçi teşekkül" katılımıyla düzenlenir.256 Mitingde, "ülkeyi Küba ve Vietnam yapmak isteyenlere karşı cihat" ilan edilir. Düzenlenen yürüyüşten sonra Dernek Başkanı, "Bu son fikri ikazımızdır. Şimdi sıra fiili ikazda" açıklamasını yapar.257 Mitinge katılan Necip Fazıl Kısakürek de bir konuşma yapar ve gençliği yaklaşmakta olan "komünizm tehlikesine" karşı direnmeye çağırır258:
Ey tertemiz, mücella, pırlanta gibi yontulmuş bir mermer sütuna benzettiğimiz ve sonra üstüne, garplılaşma hayali uğrunda çürük ve dökük tahtalardan bir kılıf geçirilmiş olduğunu bildiğimiz Türk ruh kökünün davacısı soylu gençlik… Komünizm bir bütün olarak Türkiye'nin kapısına dayanmıştır. Gençlik, batan güneşlerle doğan katranlar arasındaki farkı sezgisel olarak bile anlamayan halktan bir beklenti içerisine girmemeli… İş kadrosundaki laf, hamle çapında iş…
Necip Fazıl KısakürekŞahlanış Mitingi'nin ikincisi ise 30 Mart tarihinde Ankara'da düzenlenir. MTTB'nin yanı sıra TKMD ve CKMP Gençlik Kolları'na mensup kişiler de mitinge katılırlar. Mitingde en fazla atılan sloganlar "Yaşasın Ordumuz, İslamiyet'tir Yolumuz", "Komünistler Moskova'ya", "Çetin Altan Moskova'ya", "Müslüman Türkiye" sloganlarıdır. CKMP'li gençler ise "Evvela Esir Türkler Sonra Vietnam", "Türk'ün Ebedi Düşmanı Moskoftur", "Ey Türk Titre ve Kendine Gel", "Hira Dağı Kadar Müslüman, Tanrı Dağı Kadar Türküz", "Kırım Türkleri Nerede?" yazılı dövizler taşırlar. Miting sırasında konuşma yapan, tertip komitesi üyesi Mustafa Özel ise yürüyüş yapanları "İslam Ordusu" olarak nitelendirir259:
Türk Milleti şahlanmış geliyor. Üç yıldızlı bayrak Türk Milletinin üstünde dalgalanmış geliyor. Bu gelen, İslam Ordusu'dur. Esas irtica, komünistliktir. En büyük gericilik, komünistliktir.
Mustafa Özel, tertip komitesi üyesi7 Mart günü, İstanbul'da, Fen Fakültesi konferans salonunda, 44 ülkeden temsilcilerin katıldığı AIESEC260 toplantısı yapılacağını haber alan gençler protesto düzenlerler. Protesto nedeniyle Devlet Bakanı konuşmasını yapamaz. Protestonun ardından, aralarında Deniz Gezmiş'in de bulunduğu protestocu öğrencilerden bazıları gözaltına alınır ve tutuklanırlar. Tutuklanan öğrencilerden Mustafa Lütfü Kıyıcı, yıllar sonra bu tutukluluk için "Bu olaya kadar hapishane bizim için bir tabuydu. Hapishane nedir bilmiyorduk. Bilmediğimiz için de korkuyorduk. O zamana kadar da herhangi bir olayda polis tarafından yakalandığımızda ya karakolda ya da savcılıkta o gün bırakılırdık. Bu olayla birlikte ilk kez hapishane gerçeğini öğrendik." diyecektir.261 Tutuklananlar, 2 Mayıs tarihinde serbest bırakılırlar.262
"Milliyetçiler", Milliyetçi Kuruluşlar İstişari Toplantısı ile 1968'in Mart ayında birlik yönünde bir adım atarlar. "20'ye yakın milliyetçi kuruluş" tarafından, 23-25 Mart tarihlerinde Bursa'da düzenlenen toplantıda, "aşırı sol cereyanlara karşı alınacak tedbirler tespit edilerek fikir teatisinde bulunmak" amaçlanır.263 Ticaret ve sanayi odaları ile esnaf örgütlerinin de desteğiyle düzenlenen toplantıda, "Allah-Kur'an yolunda yurdun her tarafında sefere çıkılacağı ilan edilir. Zengin Müslümanların organizasyonunda, milliyetçi, mukaddesatçı teşekküllerin çalışmalarının desteklenmesi karara bağlanır."264
"Devrimciler" ise, sağcıların ikinci Şahlanış Mitingi'ni düzenleyeceği günlerde bir araya gelebilmek için bir adım atarlar. 27 Mayıs Milli Demokratik Devrim Derneği, "tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir Türkiye" için devrimci güçleri güç birliğine çağırır. Aralarında FKF'nin de bulunduğu 20 örgüt bir araya gelerek, 27 Mart 1968'de Türkiye Devrimci Güç Birliği'nin (Dev-Güç) kuruluşunu bir bildiriyle ilan ederler265:
İnanıyoruz ki zafer müspet düşünceli Atatürkçülerin olacak ve yüce Türk halkı, kaderini gölgeleyen bu musibetler zincirini kırıp hür düşünceli ve adaletli toplum düzeni içinde, kendi aklının, azminin ve emeğinin gücü ile, çağdaş uygarlığın aydınlık yolunda hızla yürümek imkânına kavuşacaktır. Yine inanıyoruz ki büyük Atanın önderliğinde kurtuluş savaşının bayrağını dalgalandıran büyük milletimiz ulusal ülküyü bir bütünlük halinde yürütmeye devam edecektir.
Hedef, tam bağımsız ve gerçekten demokratik bir Türkiye'nin kurulması için, Türk halkına düşman bütün güçlere karşı mücadeledir.
27 Mayıs Milli Devrim Derneği Başkanı Mucip Ataklı, TÖDMF Başkanı Prof. Bahri Savcı, TMTF Başkanı Sencer Güneşsoy, DİSK adına Uğur Cankoçak, TGMT adına Nusret Selen, TÖS adına Ahmet Cenan, FKF Başkanı Doğu Perinçek, AÜ TB Başkanı Bilal Moğol, AÜYO TB Başkanı Necla Macit, TDD Başkanı A. Emre Egesel, ODTÜ ÖB Başkanı Mustafa Akgül, Mülkiyeliler Birliği Başkanı Mehmet Can, HÜÖB Başkanı Tevfik Akoğlu, Tıp Fak. TD Başkanı Mesut Kırgız, AÜZF TC Başkanı Aziz Ekşi, DTCF TC Başkanı Celal Karpit, ETYÖO Başkanı İsmail Baysal, SBF ÖD adına Zafer Kutlu, ODTÜ SFK Başkanı Sinan Cemgil ve AÜ Fen Fak. Öğrenci Örgütü Başkanı Ömer Özturgut.
Dev-Güç kuruluş bildirisi, 27 Mart 1968Dev-Güç'ü kuranlar, açıkladıkları "Devrimci Güç Birliği Programı"nda bundan böyle "meşru savunma haklarını kullanacaklarını" da belirtirler266:
Vatandaşın toplantı ve gösteri yürüyüşleri şeklinde Anayasal haklarını kullanmasında iktidarın hiçbir emniyet sağlamadığı ve sağlamak niyetinde de olmadığı artık açıkça belli bulunduğundan, kişilerin ve devrimci milli kuruluşların, gayri milli çevrelerin saldırganlıklarına karşı, aynı usullerle meşru savunmalarını yapmaları doğal bir hak haline gelmiş bulunmaktadır ve bu şekilde hareket edecektir.
Devrimci Güç Birliği ProgramıBirlik çabaları ve yaşanan olaylar, hem kullanılan dilin hem de tutumların giderek sertleştiğinin, şiddete yöneldiğinin göstergesidir. Bir ay sonra, 29 Nisan olaylarının yıldönümünde yaşanan olaylar da bunun göstergesi olacaktır.
29 Nisan 1960 olaylarının267 yıldönümü nedeniyle Dev-Güç Ankara'da bir gösteri düzenler. Binlerce kişinin katıldığı bu gösterinin konuşmacıları arasında Aziz Nesin, İlhan Selçuk, Dev-Güç İcra Kurulu Başkanı Tabii Senatör Kadri Kaplan, TMTF Genel Başkanı Sencer Güneşsoy ve FKF Genel Sekreteri Ömer Özer Turgut'ta vardır. Gösteri devam ederken aralarında MTTB Başkanı İsmail Kahraman ve İkinci Başkan Atilla Özer'in de olduğu sağcı bir grubun protestosuyla karşılaşılır. "Kahrolsun komünistler" diye bağıran taşlı sopalı bu grup göstericilere saldırır ve çatışma çıkar. Bu saldırı ve çatışmalar miting dağılırken de yaşanır ve hem akşam SBF kantininde hem de bir gün sonra Cebeci'de devam eder. Bu olayın ardından Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı (TMGT), TMTF, FKF, AÜYO TB, AÜTB, AÜ ÖB, ODTÜ ÖB ve Hacettepe Üniversitesi Öğrenci Birliği bir bildiri yayınlayarak polisin tavrını kınar ve saldırı karşısında "meşru müdafaa"da bulunduklarını açıklar268:
Meşru ve kanuni bir toplantı olan 29 Nisan anma töreni, emperyalistlerin yurdumuzdaki ortakları tarafından beslenen ve tahrik edilen ve maalesef hepimizin candan bağlı olduğumuz milliyetçiliğin kisvesi altına saklanan gerici ve ümmetçi saldırganlar tarafından dağıtılmak istenmiştir. Polisin saldırganları koruması ve saldırıyı önlememesi karşısında, polisin görev yapmasına engel olmak gibi hiçbir maksat taşımazken bağımsız ve demokratik Türkiye için savaşan gençlik meşru müdafaa durumunda kalmış ve kahredici sillesini saldırganlara vurmuştur. Türk halkının bağımsızlık mücadelesine karşı satılmışların giriştiği bu kanun dışı hareketler polis tarafından önlenmediği ve müsamaha gördüğü sürece müdafaa durumunda kalacak olan devrimci gençlik kendi güvenliğini kendi gücüyle sağlayacaktır. Bu güce sahip olduğunu son olaylarda ispat etmiştir.
TMGT, TMTF, FKF ve diğer örgütlerin ortak bildirisiBu bildiride dile getirilen, "devrimci gençliğin kendi güvenliğini kendisinin sağlayacağı" düşüncesi, yeni yönelimin ifadesidir ve önemlidir. "Devrimci gençlik", "meşru müdafaa" anlayışıyla girdiği bu yolda, çok değil birkaç yıl içinde, silahlı mücadeleyi savunan "devrimci örgütler" kuracaktır. Bildirinin devamında söylenenler ise, solcu gençliğin, sağcıları himaye ettiklerini gördükleri devletten kopmaya başladığının göstergelerinden birisi olarak okunabilir:
Görevi meşru ve kanuni toplantıyı korumak olan polis, görevini yapmamış, Amerikan uşağı saldırganları himaye etmiş, hatta zaman zaman onlarla birlikte devrimci gençliğe ve halka saldırmıştır. Polis, Aziz Nesin'in konuşması sırasında copla saldırarak toplantıyı dağıtmaya teşebbüs etmiş, Türk polisine karşı duyulan güvenin bir ifadesi olarak, polis karakolundan aldığımız cereyanı kesmiş, toplantıyı sabote etmek istemiştir. Öğrencilikle ilgisi olmayan çapulcuların kanunsuz karşı miting yapmalarına göz yummuştur. Soruyoruz: Emperyalist uşağı hurafeci çapulcuların kullandıkları megafonun polise ait olduğu doğru mudur? Emniyet kuvvetlerinin tarafsızlığına olan güven zedelenmiş, 27 Mayıs Anayasasının getirdiği fikir ve toplantı özgürlükleri ihlal edilmiştir. Bütün Cumhuriyet kurumlarını ve Anayasanın teminat müesseselerini göreve çağırıyoruz.
Ortak bildiri (devamı)Bir gün sonra Cumhuriyet gazetesinin olaya ilişkin haberinin başlığı şudur: "'Milliyetçi Gençler' müdahale edince '29 Nisan' mitinginde kanlı olaylar çıktı". Gazetede 15'i polis 55 kişinin yaralandığı, 56 kişinin gözaltına alındığı belirtilmektedir. Gözaltına alınanlardan 11'i mahkemeye çıkarılır. Bu 11 kişiden 8'i solcu üniversite öğrencisi, biri CKMP Merkez İlçe Gençlik Kolu Başkanı, biri gösteri aleyhtarı biri serbest meslek sahibi, bir kişi de deniz astsubayıdır.269
1967 Aralık ayında, TİP'in başlattığı "NATO'ya Hayır" kampanyasının ardından,270 1968 yılında da, öğrenci gençlik NATO'ya karşı kampanyalar düzenler. FKF ve İstanbul Üniversitesi İktisat, Oran, Dişçilik Fakülteleri Öğrenci Cemiyetleri, İTÜ ÖB ve İTÜTO TB ile ODTÜ SFK ve ODTÜ Öğrenci Cemiyetleri, 2 Nisan 1968 günü açıkladıkları bir bildiriyle "NATO'ya Hayır" kampanyasını başlattıklarını açıklarlar. Bu kampanya içerisinde, o zaman MDD'cilerin başkanlığında olan FKF Genel Merkezi bulunurken, TİP'in etkinliğinde olan FKF İstanbul Sekreterliği, TÖS İstanbul Şubesi ve öğrenci dernekleri de 14-19 Mayıs tarihleri arasında "NATO'ya Hayır Haftası" düzenler. Kampanyanın eylem programı şöyledir:271
— 14 Mayıs: Saat 11.00 Taksim'de basın toplantısı. Saat 18.00 Taşlıtarla Dörtyol Yıldırım Sinemasında konuşmalar, halk oyunları ve halk ozanlarının katılmasıyla yapılacak gece
— 15 Mayıs: Saat 16.30 Gümüşsuyu'nda Çetin Özek tarafından verilecek "Emperyalizm ve NATO" konulu konferans
— 16 Mayıs: Pendik'te NATO'ya Hayır gecesi, konuşmalar, halk oyunları ve halk ozanları
— 17 Mayıs: Saat 18.00 İstinye'de NATO'ya Hayır gecesi, konuşmalar, halk oyunları ve halk ozanları
— 18 Mayıs: Saat 18.00 Gebze'de NATO'ya Hayır gecesi, konuşmalar, halk oyunları ve halk ozanları
— 19 Mayıs: Saat 19.00 Açıkhava Tiyatrosunda açık oturum; konuşmacılar Aziz Nesin, Çetin Özek, Selahattin Hilav ve partilerin temsilcileri
14 Mayıs'ta basın toplantısında okunan bildirinin metni şöyledir:272
Varlığını yoksul ülkeleri sömürmekle sürdürebilen emperyalist Amerika bu çıkar düzenini devam ettirmek amacıyla askeri bir garanti aradı ve NATO'yu kurdu. 1949.
Bir umacı yaratarak soyduğu ülkeleri "komünizm" tehlikesiyle korkuttu. Ve yandaş birer güç olarak bu örgüte kattı. Nitekim yeryüzünde emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını vermiş olan Türkiye'miz, ne gariptir ki, bu oyuna düşerek, kurtuluş savaşlarının baş düşmanı ve emperyalizmin sömürü aracı NATO'ya girdi. 1952.
O günden bu yana NATO hep aleyhimize çalıştı. Emperyalizme karşı ilk kurtuluş savaşını veren ordumuz, sonradan NATO'ya girmemiz nedeniyle Kıbrıs'ta bile kendi öz çıkarlarımızı korumaktan alıkondu.
Emperyalistlerin tepesinde kurduğu merkeziyetçi NATO kumanda zincirinden dolayı Türkiye'nin NATO içinde kalkıp yeni statüler arama olanağı yoktur.
Bu nedenlerden, emperyalist Amerika'nın hasta ekonomik yapısının askeri uzantısı olan NATO'ya hayır demek şarttır.
NATO'ya hayır diyoruz, çünkü Amerika'ya karşıyız. NATO'ya hayır diyoruz çünkü emekçi hak yığınlarının yani Türkiye'nin çoğunluğunun çıkarlarından yanayız.
14-19 Mayıs tarihleri arasını NATO'ya HAYIR Haftası olarak ilan eden aşağıdaki örgütler bugün bağımsızlık kahramanı Mustafa Kemal'in anıtı önünde bizi bağımlı kılan NATO'nun amblemini yakarak haftayı açıyoruz.
Amacımız bağımsızlık sorununu, yalnızca biz gençlerin ve aydınların sorunu olmaktan çıkarıp emekçi halkımıza mal etmektir. Çünkü her zaman halklar galip gelmiştir. Vietnam'da böyle olmuştur, Türkiye'de olacaktır.
İTÜ ÖB, TÖS İst. Şubesi, İÜ.İkt. Fak. TC, İY Tekniker O. TB, Ege Ü. Fen. Fak. TC., ODTÜ İda. İl Fak. ÖD, İTÜTO TB, FKF. İst. Sek, İÜ. Orm. Fak. TC, İÜ Cer. Tıp. Fak. ÖC, ODTÜ Müh. Fak. Elk. ÖD, İYTO TB, İAYTO TB, İÜ Diş Hek. Fak TC, Siyasal Bil. Fak. ÖD, Halk Ozanları Der., ODTÜ Mak. Müh. ÖD
NATO'ya Hayır Haftası bildirisi, 14 Mayıs 1968Bu açıklama ve toplantılar olaysız geçmez. 13 Mayıs'tan itibaren caddelere yazı yazmaya ve afiş asmaya başlayan gençler bir yandan gözaltına alınırlarken diğer yandan da "gericilerin" ve "faşistlerin" saldırısına uğrarlar. Sadece 13 Mayıs gecesi 14 mahalli karakolun polisleri tarafından 106 öğrenci gözaltına alınır. Taşlıtarla'daki gecede birkaç kişi olay çıkarmak ister, İstinye'de gecenin yapılacağı sinema salonunun sahibine baskı yapılır, Pendik'te bir çay bahçesinde yapılan geceye bir grup AP'li ve CKMP'li saldırır, geceye katılanların otobüsü taşlanır.
Solcular "NATO'ya Hayır" ve "Yanki Go Home" derken ve bunun için kampanyalar düzenlerken, sağcıların NATO'ya ve ABD'ye bakışı farklıdır:273
Elbet "Go Home" demem, o buraya zorla gelmedi ki, ben çağırdım, benim dostum, müttefikim, arkadaşım, konuğum. Toprağımda, hürriyetimde, haklarımda, canımda, varlığımda gözü yok. Silah verir, mal verir, para verir, her türlü yardımı yapar, onunla gücüm artmıştır, kalkınmamı yapıyorum.
Kal, K., Tercüman, 20 Mayıs 19671968 yılı Haziran ayında başlayan işgaller, Türkiye'de bir kuşağın "68 Kuşağı" olarak adlandırılmasına yol açan eylemler olarak kabul edilmektedir.274 Bu işgaller, ilk olarak Ankara'da Dil Tarih ve Coğrafya Fakültesi'nde patlak verir, ardından İstanbul Üniversitesi'ne sıçrar. İstanbul'daki işgallerde "Deniz Gezmiş" adı giderek daha duyulur hale gelir. Bu işgaller daha sonra Türkiye'nin pek çok yerindeki fakülte ve yüksek okullara yayılır.
Üniversite işgalleri 1968 Haziranı'nda bütün yurda yayıldı. Bu eylemler sırasında hemen bütün üniversiteler, yüksek okullar ve üniversitelerin bölümleri sayısız bildiriler yayınladılar. Bu bildirilerde ortak olan tek yan "öğrencinin yönetime katılması" idi. 1968 yılında patlak veren olaylar bir yanıyla mevcut öğrenim düzenini reddediyordu. Üniversitelerin örgütlenişinden, yöneldiği amaçlara dek eleştiriliyor ve yeni değerler getiriliyordu.
Karadeniz, H. (1975)İşgallerin yayılmasının ardından oluşturulan "İşgal Üst Komitesi", üniversitede reform öngören isteklerini bir bildiriyle açıklar:276
1- Halkın parası ile okuyan gençler olarak diyoruz ki: a) Öğrenim halka dönük olmalıdır, b) Bilimsel araştırmalar yurt gerçeklerini yansıtmalıdır, c) Öğretim sistemi kopyacılıktan çıkarılmalı, Türkiye gerçeklerine uygun olmalıdır.
2- Öğrenciler mutlak surette yönetime katılmalı, yönetimde söz ve oy sahibi olmalıdır.
3- Öğrencilerin ekonomik ve sosyal sorunları kesin çözüme ulaştırılmalıdır: a) Burslar ve krediler günümüzün koşullarına göre ayarlanmalıdır, b) Türk Eğitim Vakfı'nın denetimi, üniversiteler arası bir kurula bırakılmalıdır, c) Öğrencilere staj ve iş sağlanması için üniversitece yeni bir kurum tesis edilmelidir, d) Yüksek öğrenim gençliğinin konut sorununun çözümü için bütçeye konacak yeterli ödeneklerle kaliteli ve ucuz yurtlar açılmalıdır, e) Beslenme sorunu ucuz, kaliteli, yeterli ve devamlı şekilde düzenlenmelidir.
4- Devlet üniversitelerindeki öğretim üyeleri, üniversite dışında maddi çıkar için hiçbir görev almamalıdır. Asistanlık seçimi keyfilikten kurtarılmalı, adilane bir esasa bağlanmalıdır.
5- Lisan öğretimi bozuk, yetersizdir. Bu uygulama yeniden düzenlenmelidir.
İşgal Üst Komitesi bildirisiBu bildiri daha sonra İstanbul Üniversitesi İşgal Komiteleri Yüksek Konseyi tarafından, "Beyaz Kitap" adını verdikleri, daha ayrıntılı hazırlanmış 48 sayfalık bir broşür haline getirilerek İstanbul Üniversitesi rektörüne sunulur. Üniversite yönetimleri, öğrencilerin hazırladığı "reform taslağı"nı görüşmeyi ve fakülte fakülte, özgün koşullara, sorunlara çözüm üretecek ortak komisyonlar kurulmasını kabul eder. Bunun üzerine işgaller 25 Haziran günü son bulur.
Haziran ayının boykot ve işgallerinin sıcaklığı devam ederken 6. Filo İstanbul'a yeniden gelir. 15 Temmuz 1968 günü, 6. Filo'ya bağlı "Independence" uçak gemisi ile beş destroyer İstanbul'da Dolmabahçe'ye demir atar. 8 günlük bir ziyaret için Türkiye'ye gelen 6. Filo, 21 pare top atışıyla selamlanırken, rıhtımda toplanan İTÜ öğrencisi bir grup ise boş bir bayrak direğine, yarıya indirilmiş bir Türkiye bayrağı çekerek 6. Filo'yu protesto ederler. Öğrenciler, 6. Filo'yu protesto eylemleri konusunda artık deneyimlidir.
[K]entin çeşitli kesimlerinde, özellikle eğlence yerlerini, genelevin ve randevuevlerinin bulunduğu Beyoğlu'nda Amerikan denizcilerine karşı küfretmek, keplerini başından alıp atmak, çiğnemek, üstlerine kırmızı mürekkep atmak, çata-pat fırlatmak, üniformalarını jiletlemek, kıstırıp dövmek gibi "geleneksel" "anti-emperyalist" eylem biçimleri uygulanacaktı yine ancak bu sefer 6. Filo'nun gelişini anti-emperyalist bir gösteriye dönüştürmek, kendiliğinden gelişen sıradan tepkiler olarak değil de örgütlü ve bilinçli bir tavır sergileyebilmek için 76 örgüt 15 Temmuz 1968'de İTÜ'de bir toplantı düzenledi.
Korkmaz, E. (2001), s. 125–12615 Temmuz toplantısının ardından, 16 Temmuz'da 6. Filo'ya ve Amerikan askerlerine yönelik eylemler daha da artar. Aynı gün polisle öğrenciler arasında çatışmalar da çıkar. 29 öğrenci gözaltına alınır. 16 Temmuz'u 17 Temmuz'a bağlayan gece, Amerikan askerleriyle İTÜ öğrencileri arasındaki bir kavgaya müdahale eden polis öğrencileri gözaltına alırken, öğrenciler de aralarında kalan komiseri rehin alırlar ve gözaltındaki öğrenciyle takas ederler. Bu olaydan sonra hazırlık yapan polis, öğrenci gençliğe karşı o güne kadar yaptığı müdahalelerin en kanlısını gerçekleştirir. İTÜ Senatosu'nun "Yurt binasının üniversitenin eklentisi kabul edilemeyeceği bu nedenle özerklik güvencesinden yararlanamayacağı" kararının ardından, gece saat 04:30 sıralarında Talebe Birliği ve yurt binaları basılır. Bu baskının sonrasında, 47 öğrenci hastaneye kaldırılır, 30 öğrenci ise tutuklanır. Hastaneye kaldırılan yaralı öğrencilerden biri ikinci kat penceresinden aşağı atılan Vedat Demircioğlu'dur. Demircioğlu, kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirir. 6. Filo protestoları nedeniyle yaşamını yitiren ilk kişi Vedat Demircioğlu'dur. Ancak son olmayacaktır.
Yurt baskınının gerçekleştiği günün sabahı, pek çok üniversiteden öğrenciler İTÜ'de toplanır. Kitle önce Taksim'e yürür ve hem 6. Filo'yu hem de yurt baskınını protesto eden sloganlar atar. Protesto gösterisinin ardından tekrar İTÜ Yurdu'na dönen kitle içinde, TİP etkisindeki FKF'lilerle Deniz Gezmiş'in başını çektiği Devrimci Öğrenci Birliği (DÖB) üyesi gençler arasında anlaşmazlık çıkar. FKF'liler yürüyüşün bitirilmesini istemesine rağmen DÖB üyesi gençler Dolmabahçe'ye yürüyüşe geçerler ve rıhtımdaki Amerikan askerlerinin irtibat bürolarını ateşe verip, yakaladıkları Amerikan askerlerini denize atarlar. Gençlerin Dolmabahçe'de bekleyişi saatlerce sürer ve akşam 21 sıralarında polisin coplarla yaptığı müdahaleyle son bulur.
18, 19, 20 Temmuz günleri, İstanbul, Ankara, İzmir, Trabzon, Eskişehir ve Amasra'da saldırıyı protesto amaçlı gösteriler yapılır. Amerikan Haberler Merkezi, Amerikan Kütüphanesi gibi kuruluşlar taşlanır. Polis yapılan gösterilere müdahale eder.
20 Temmuz günü, 6. Filo'yu ve saldırıyı protesto amacıyla FKF, İTÜ ÖB, İTÜTO TB, İYTO TB tarafından, Beyazıt Meydanı'nda "Barış İçin Amerikan Emperyalizmine Karşı Savaş" mitingi düzenlenir. Mitinge katılan MDD taraftarı gençler, "Laf Yok Hareket Var" sloganlarıyla miting tertipçilerini de protesto ederler. Ayrışma artık giderek belirgin hale gelmektedir.
Vedat Demircioğlu'nun 24 Temmuz'da yaşamını yitirdiğinin öğrenilmesinin ardından İstanbul ve Ankara'da protesto gösterileri düzenlenir. İlk olarak, İTÜ öğrencilerinden 30-40 kişilik bir grup, İstanbul Valiliği'ne üzerinde "Katiller" yazan bir çelenk bırakırlar. Polis bu öğrencilerden 10'unu gözaltına alır. FKF üyesi gençlerle DÖB üyeleri ayrı ayrı yürüyüşler gerçekleştirirler. FKF üyesi gençler, Aksaray'daki TİP binası önünde ve İTÜ'de toplanarak, kollarına taktıkları siyah bantlarla Valiliğe doğru yürüyüşe geçerler. Polisle karşılaştıklarında oturma, çatışmama kararı alan gençlerden 47'si gözaltına alınırlar. DÖB üyesi gençler ise, taşıdıkları sembolik bir tabutla, İstanbul Üniversitesi önünde toplandıktan sonra yürüyüşe geçerler ve Çemberlitaş'ta önleri kesilir. Polislerle gençler arasında çatışma çıkar. Büyüyen olaylar nedeniyle askeri birlikler de müdahaleye çağrılır.
Kaçırılarak götürülen Vedat Demircioğlu'nun cenazesi 25 Temmuz günü memleketi Konya'da defnedilir.
Tüm bu protesto eylemleri sürerken, solcu gençliğin karşı karşıya geldiği kişiler sadece polisler değildir. Mehmet Şevket Eygi'nin 18 Temmuz tarihli gazete yazısında dile getirdiği "Hummalı bir şekilde hazırlanmalıyız. Bütün anti-komünist üniversite talebeleri, komünistlerle mücadeleye hazır olmalılar. Önümüzdeki aylarda büyük bir ihtimal ile tarihi hadiseler, büyük kargaşalıklar cereyan edebilir. 'Bana ne' diyenler ilk önce ezileceklerdir"278 sözlerinin hakkını verircesine sağcılar, solculara karşı "mücadeleye" girerler. 20 Temmuz günü Beyazıt'ta düzenlenen mitingin ardından FKF İstanbul Sekreterliği'ne dönen gençler, Mücadele Birliği İstanbul Sancağı'na bağlı gençlerin saldırısına uğrarlar. 2 genç bıçakla yaralanır. Yine Vedat Demircioğlu'nun memleketi Konya'da, solcu öğrenciler tarafından düzenlenmek istenen ve TÖS, TÖDMEF ve FKF temsilcilerinin de katılacağı "Amerikan emperyalizmini kınama" konulu miting öncesinde, bu mitingi haber alan milliyetçi-muhafazakâr bir grup Öğretmenler Derneği'ni, TİP Konya İl Merkezi'ni ve matbaa, kitapevi, gazete idarehaneleri ile eğlence yerleri ve gazinoları tahrip etmiştir.279
Tüm bu eylemler sırasında açığa çıkan bir başka gelişme ise gençlik içerisinde yaşanan ayrılıktır. FKF içerisinde ve üniversitelerdeki gençlik örgütlenmelerinde TİP taraftarlarının mı yoksa "Milli Demokratik Devrim" tezini benimseyenlerin mi etkin olacağı artık bir çekişme, güç paylaşımı konusu olarak kendisini gösterir. Öne çıkmaya başlayan öğrencilerden Deniz Gezmiş ve sonrasında adları duyulacak olan Mahir Çayan ve İbrahim Kaypakkaya MDD tarafında yer alırlar. TİP, 14 Temmuz 1968 tarihinde gerçekleşen genel yönetim kurulunda280 FKF yönetimine kendi çevresinden bir öğrencinin geçmesini sağlasa da bu durum uzun sürmeyecek, gençlik hareketleri içerisindeki etkinliğini bu dönemden itibaren giderek kaybedecektir.
Vedat Demircioğlu'nun yaşamını yitirmesinin ardından Ankara'da gerçekleştirilen protesto eylemlerinde gözaltına alınanlar, 27 Temmuz günü Ankara Adliyesine çıkarılırlar. Duruşmaları izlemek için gelen öğrenciler de polisin müdahalesiyle karşılaşır. Polisin coplarla gerçekleştirdiği müdahale esnasında kaçmaya çalışan Atalay Savaş, bir minibüsün altında kalır ve ağır yaralı olarak kaldırıldığı hastanede yaşamını yitirir. Vedat Demircioğlu'nun ardından, 6. Filo'yu protesto nedeniyle yaşamını yitiren ikinci insan Atalay Savaş olur böylece.
29 Temmuz günü düzenlenen cenaze töreninde, cenaze arabasının önünde yürüyen iki öğrenci, Atalay Savaş ve Vedat Demircioğlu'nun resimleriyle beraber "Atalay, Vedat İntikamınızı Alacağız" yazılı siyah bir de pano taşırlar. Cenaze namazı için gidilen Hacıbayram Camii'nde toplanan 20-25 kişilik bir grup, "bu komünisttir, cenaze namazı kılınmaz" diye bağırmış ancak cenaze için toplanan kalabalığın müdahalesi üzerine olay çıkmadan camiden uzaklaşmışlardır.
Savaş'ın ölümü üzerine bir açıklama yapan FKF Genel Başkanı Zülküf Şahin, "Kana bulanan bir iktidar meşru olamaz. Meşru olmayan iktidarlara karşı direnmek hak olmaktan çıkıp bir görev niteliği taşır." diyerek, direnişin artık kendileri için bir görev halini aldığını belirttikten sonra, iktidarın olayları bilerek ve isteyerek tırmandırdığını söyler:281
Polis işine geldiği ölçüde anarşistleri korumaktadır. İktidar, gençliği halkın gözünden düşürmek ve anarşist damgasını vurmak için özellikle bu olayları hızlandırmak istemektedir. Bir yerde, iktidar, irticaa yeşil ışık yakmaktadır. Polis, suçluların telaşı içinde suçu üstünden atmaya çalışmaktadır. Arkadaşımızın ölümünde tek sorumlu polise emir verenler ve polistir. Arkadaşımız, polisin adliyede kullandığı coplardan kurtulmaya çalışırken arabanın altına düşmüştür.
FKF Genel Başkanı Zülküf ŞahinKomando kampları da bu aylardan sonra, Şahin'in sözünü ettiği "olayları tırmandırma" olgusuyla birlikte sık sık gündeme gelecektir.
Ağustos ayı, sağ ve sol arasındaki gerginliğin arttığı ve komando kamplarının ülkenin gündemine oturduğu bir ay olur. Türkeş, 18 Ağustos günü, "Komando kampları adı verilen mahallerde gençlik kolları çeşitli sportif ve kültürel faaliyetlerde bulunuyorlar. Bu arada kendilerine judo da öğretiliyor. Komünistler memleketi sahipsiz sanıp da sokak hakimiyeti kuramazlar. Onların anlayacağı dilden konuşacak, memleketçi, milliyetçi çocuklarımız vardır. Bunun için gençlerimizi mücadeleci yetiştiriyoruz." açıklaması yapar.282
Ağustos ayında yaşananlar tansiyonun giderek yükselmekte olduğunu göstermektedir. 4 Ağustos günü sağcılar, İstanbul'da "komünizmi tel'in" mitingi düzenlerler. Bundan bir gün sonra Demirel, "sokağın başarılı olamayacağı", "sokak başarılı olursa komünizm geleceği" içeriğinde bir açıklama yapar.283 10 Ağustos günü, "halkı uyandırma toplantısı" yapan TMTF bölge yönetim kurulu üyeleri ile TÖS sekreteri, AP'li olduklarını söyleyen bir grubun saldırısına uğrarlar. 11 Ağustos günü öğrenci örgütlülüklerinin düzenlediği ancak İçişleri Bakanlığı'nın yasakladığı "evrensel barış şenliği"ne gelen 25 yabancı öğrenci sınırdışı edilir. 16 Ağustos günü MTTB'li gençler, TİP'in önüne siyah çelenk bırakarak kapatılması gerektiğini savunurlar. 17 Ağustos günü, solcu gençler tarafından düzenlenmek istenen "Anadolu Kervanı"na Van valiliği izin vermez.
Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı ülkeleri 21 Ağustos günü, Çekoslovakya'yı işgal ederler. Bu işgal olayı, Türkiye solunun kendi içinde farklı tavır alışlara neden olur. İşgali kınayanlar, protesto edenler olduğu gibi savunanlar da olur. MDD tezini savunanlar ve TKP Dış Bürosu işgali desteklerken, eski Yön'cülerden TİP'lilere kadar uzanan diğer eğilimler işgalin karşısında tutum alırlar.284 TİP Genel Başkanı Mehmet Ali Aybar, "Türkiye için tek bir yol vardır: Ne Amerika ne Sovyet Rusya, ne de herhangi bir başka devletin dümen suyu. Türkiye için tek çıkar yol kayıtsız şartsız bağımsızlık yoludur. Milli şeref ve haysiyet yoludur."285 derken, FKF İstanbul Sekreterliği de işgali kınayan uzun bir açıklama yapar:286
Sovyetler Birliği'nin, Varşova Paktı müttefiklerinden bir kısmıyla birlikte pakt üyesi Çekoslovakya'yı işgal etmeleri, dünya barışına ve özgürlüğe indirilen bir darbedir. Bu darbe tepeden inme Stalinci bir davranıştır. Bu nedenle, Türkiye Üniversite Gençliği adına kınarız. Ulusların iç işlerine müdahale, hangi gerekçeler ileri sürülerek yapılırsa yapılsın, özgürlüğü ve insanca yaşamayı engelleyicidir. Ve tehlikeli sonuçlar doğurur. Sovyetler'in ve davranışlarıyla uydu müttefik durumuna düşen ülkelerin en kısa zamanda Çekoslovak topraklarını terk etmeleri, yanlışlığı ortadan kaldırmasa dahi, bugün için yapılması gereken ilk harekettir. Bu olay gösteriyor ki, Türkiye halkı, NATO ve ikili anlaşmalarla kendi isteği dışında yönetime itilebilecek bir noktadadır. Ülkeleri uydu haline sokan anlaşmaların tehlikeler yarattığı bu olayla iyice ortaya çıkmıştır. Günün birinde Amerika'yla yaptığımız anlaşmaların ülkemizi isteğimiz dışında bir yönetime itmesini önlemek için bunları yeniden gözden geçirmek gerekir. Vedat Demircioğlu'nun ölümünden çok kısa bir süre sonra emperyalizme karşı zaferimizin bayramının kutlandığı 30 Ağustos günü Amerikan 6. Filosu'nun ısrarla limanlarımıza gelmek istemesi, bilinmesi gereken katı ve çirkin bir gerçektir. Yukarıda belirtilen tehlikenin en belirgin işareti olması bakımından üzerinde dikkatle durulması gereklidir. Bütün dünya uluslarının tam bağımsızlık içinde yaşaması için, yapılan saldırıyı kınar, sosyalizmin halkların kendi kendilerini yönetmesinin ve mutluluğunun sağlandığı düzen olduğunu bir kere daha açıklarız.
FKF İstanbul Sekreterliği açıklamasıTİP İzmir İlçe Kongresi'nin gerçekleştiği 25 Ağustos günü de gündemde, işgal ve 6. Filo'nun İzmir limanlarına gelişi vardır. Kongre'de konuşma yapan FKF Genel Başkanı Zülküf Şahin, "ne Amerika'yı ne de Rusya'yı istediklerini" söyler:287
ABD ile Rusya, dünyayı iki ayrı bloka ayırdı. İki süper güç, bu blokta yeralan küçük ulusları paylaşma hareketine geçmiştir. Türk milliyetçisi ne Amerika'yı, ne de Rusya'yı istemektedir. İstediği tek şey bağımsız Türkiye'dir. Amerika'nın Akdeniz'deki vurucu gücü 6. Filo'nun gemilerinin gelmeleriyle gitmeleri bir olacaktır.
FKF Genel Başkanı Zülküf ŞahinTÖS de bu konuda benzer bir açıklama yapar:288
(…) Bizler Türküz, Türkiyeliyiz. Ne Amerikalıyı ne de Rusyalıyı ülkemizde görmek istemiyoruz. Atatürk'ün yolunda yabancı üslerden arınmış tam bağımsız politika istiyoruz. En büyük, en kutsal milli bayramlarımızı yabancı gemilerin, yabancı askerleri gölgesinde kutlamak istemiyoruz. NATO'ya, emperyalizmin her çeşidine hayır!..
TÖS açıklamasıTÖS'ün açıklamasında "Ne Amerikalıyı ne de Rusyalıyı ülkemizde görmek istemiyoruz" denirken, Amerika'ya "hoş geldin" diyenler ve Amerika'ya karşı yapılan gösterileri "insafsızca ezme" çağrısı yapanlar da vardır. Gazeteci yazar ve 1923-1950 yılları arasında milletvekilliği yapmış olan Falih Rıfkı Atay'ın 6. Filo'nun gelişinin beklendiği günlerde yazdığı şu satırlar bu durumun örneğidir:289
Amerikalı misafirlere karşı Türk komünistlerinin bu defaki gösterilerini iyice, insafsızca ezmek lazımdır. Amerikalılar müttefikimizdir. Memleketimize daima sefa geldiler, hoş geldiler. Bütün milletin de duygusu bu. Bir avuç komünist yobazından başka!
Falih Rıfkı Atay, Dünya, 24 Ağustos 19686. Filo, 28 Ağustos günü İzmir Limanı'na demirler. FKF Genel Başkanı Zülküf Şahin 29 Ağustos günü yaptığı açıklamada, "Hiçbir tahrike kapılmadan, işi anarşiye dökmeden sabırlı bir inatla halkımızı Amerikan emperyalizmine ve işbirlikçilerine karşı harekete geçirmek için pasif direnme kurallarını uygulayacağız. Filonun gelişi ile ilgili olarak belirli çevrelerin provokatör olarak içimize girmelerini gözden uzak tutmuyoruz." sözleriyle pasif direnme kararı aldıklarını ve provokatörlere karşı uyanık olunması gerektiğini belirtir. 29 Ağustos günü Türkiye Milli Talebe Federasyonu (TMTF) ve Türkiye Milli Gençlik Teşkilatı (TMGT) tarafından büyük bir miting düzenlenir. 6. Filo'ya karşı düzenlenen bu mitingde, solcu gençler karşılarında Milli Türk Talebe Birliği (MTTB) üyeleri başta olmak üzere sağcı gençliği bulurlar. Miting alanına girdikleri sırada, "komünistlere ölüm" sloganları atan sağcı gençlerin saldırısına uğrayan protestoculardan bıçaklananlar ve yaralananlar olur. Olay bir sonraki gün Milliyet gazetesinin ilk sayfasına "İzmir'de bağımsızlık mitinginde gençler birbirine girdi, 8 yaralı var. Öğrenci teşekküllerinin bir kısmı halkı ve işçileri Amerikalılara karşı direnmeye davet eden dövizler dağıtırken, diğerleri bunları yırtıp Amerika lehinde dövizleri duvarlara astılar…" başlığıyla yansır.290 Aynı gün, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay ise yaptığı açıklamayla, "Memleketimizdeki aşırı akımların Anayasa düzenine karşı yarattığı tehlikeye" dikkat çekmiş ve "Türk'ün geleneksel misafirperverliğini hiçe sayan gösterilerin, halkımız tarafından tel'in edilmesi ve kolluk kuvvetlerimizce süratle dağıtılması gerektiğini" söylemiştir.291 Sunay'ın bu açıklaması, sağcı gençliğe, MTTB'ye, "komandolar"a açık çağrı mahiyetindedir adeta ve yankısını da bulacaktır. İzmir'de 6 Eylül günü TMGT ve TMTF ile bunlara bağlı kuruluşlar tarafından düzenlenen "Tam Bağımsız Türkiye" mitingi de saldırıya uğrar.
6 Eylül günü düzenlenen mitingin ardından, 7 Eylül günü de FKF ve DİSK "Tam Bağımsız Türkiye Gösterisi" düzenler ve 6. Filo'nun gelişi protesto edilir. Aynı gün, Sunay'ın çağrısının yankıları olarak görülebilecek başka olaylar yaşanır. İskenderun'da İskenderun müftüsü, "Komünizmi Tel'in Namazı" kıldırır ve yaptığı açıklamada, "Bu millet için kıyamet kopmuştur. Komünizm memleketimizde artık açıkça görülmekte, camilerimize kadar girebilmektedir." derken,292 Komünizmle Mücadele Derneği'nin İstanbul'daki 13 şubesi tarafından, MTTB salonunda, "Solcu Basını Tel'in Toplantısı" düzenlenir. Derneğin eski Genel Başkanı olan İlhan Darendelioğlu, "Bu solcu basına ilk ihtarımızdır" açıklaması yapar. Bu açıklamanın ardından, Aşık İhsani'ye ait kitapçı taşlanır.293
Haziran ayında reform talebiyle yaşanan işgaller, Ekim ve Kasım ayında da boykotlara dönüşür. Ekim ayı içerisinde, Ankara'daki üniversitelerde, Kasım ayında ise İstanbul'da boykotlar gündeme gelir. Bu boykotlar nedeniyle, üniversite senatoları toplanıp öğrencilerin isteklerini gündeme alır. 4-8 Eylül tarihlerinde toplanmış olan "Devrimci Eğitim Şurası" ve Siyasal Bilgiler Fakültesi'nde, SBF Sosyalist Fikir Kulübü öncülüğünde başlatılan ve "Devrim İçin Eğitim"i amaçlayan eylemler dizisi, öğrencilerin öğretime dair isteklerinin de giderek "devrim" kelimesiyle beraber telaffuz edildiğini göstermektedir. SBFÖD Başkanı ve Sosyalist Fikir Kulübü üyesi Murat Cahit Kocaoğlu, SBF'deki eylemlerle ilgili açıklamasında, "(…) Sorunlara çözüm getirmek isteyen gençlik, temel amacını bilmek zorundadır. Bu amaç, emekçi sınıfın iktidarıdır. Böylece gençlik, emekçi sınıfın iktidara gelmesinde ona yardımcı olmak ve bu süreyi hızlandırmak gibi son derece önemli ve devrimci bir görevi yüklenmiş bulunmaktadır." demektedir.294
Samsun'da başlayıp Ankara'da sonlandırılan "Mustafa Kemal Yürüyüşü" de bu atmosfer içerisinde gerçekleştirilir. 30 Ekim tarihinde başlayan bu yürüyüş Dev-Güç'ün önerisiyle gündeme gelir ve TMGT, DÖB, AÜTB, ODTÜ ÖB, TÖDMF, 27 Mayıs Devrim Derneği, HÜ ÖB, Ankara Yüksek Okullar Talebe Birliği ve Aşıklar Derneği yürüyüş kararı alır. Eylemde asıl etkin olan yapı ise DÖB'tür. Samsun'daki Atatürk Anıtı önünden başlayan yürüyüş 10 Kasım'da Anıtkabir'de son bulacak şekilde planlansa da, TMGT İkinci Başkanı Taylan Benli'nin Milli Güvenlik Kurulu Genel Sekreteri tarafından çağrılarak, yürüyüşçülerin Ankara'ya girmesi durumunda üzerlerine ateş açılacağının söylenmesi üzerine, yürüyüşteki öğrenci kitlesi arasında ayrılıklar baş gösterir ve yürüyüş 9 Kasım'da Mamak'ta sona erdirilir.295 Ancak 10 Kasım günü Anıtkabir'e ulaşabilen 300 kadar öğrenci Anıtkabir'e çelenk bırakır.
Demirel, Türkiye'nin siyasal literatüründe yerini almış olan "Yürümekle yollar aşınmaz" sözünü bu eylem üzerine söyler.
"Vietnam kasabı" olarak bilinen Robert William Komer'in, Amerika'nın yeni Ankara Büyükelçisi olarak atandığının duyulmasının ardından tepkiler başlar. FKF Genel Başkanı ve SBF ÖD Başkanı 27 Kasım günü bir kampanya başlatarak, Komer'i "istenmeyen adam" ilan ederler. SBF ÖD bir broşür yayınlayarak kampanyayı duyurur ve Cumhurbaşkanı Sunay'a da, Komer'in sunacağı güven mektubunu kabul etmeme çağrısında bulunur.
Komer'in geleceği 28 Kasım günü, protesto amacıyla İstanbul, Yeşilköy'deki Atatürk Havaalanı'na giden, aralarında Deniz Gezmiş ve Cihan Alptekin'in de bulunduğu öğrencilerden bazıları gözaltına alınır. Aynı gün ODTÜ ve Ankara Üniversitesi'ne bağlı 1.500 kadar öğrenci de Ankara, Esenboğa Havaalanı'na giderek protesto gösterisi düzenlerler. Komer, başka bir havaalanına inerek, protestocu öğrencilerle karşılaşmaktan kurtulur.
İÜİF Fikir Kulübü Başkanı Ragıp Zarakolu ile İÜİF TC İkinci Başkanı Ahmet Özsoy, 29 Kasım günü "Üniversiteli Arkadaş" başlığıyla bir bildiri yayınlayarak Komer'in gelişini protesto ettiklerini açıklarlar. Bildirinin ilk cümleleri şöyledir:296
Ulusal bağımsızlığımıza ve şerefimize bir darbe daha indirildi. Vietnam kasabı Robert Komer Türkiye'ye Amerikan büyük elçisi olarak tayin edildi. O Komer ki kurtuluş savaşı veren kahraman Vietnam halkının imhası planını yürüten, Vietnam kurtuluş savaşçılarına en aşağılık işkence metotlarını uygulayan ve onları ulusal kurtuluş için kavgadan alıkoymaya çalışan, 12 yıl CIA'da çalışmış bir ajan eskisiydi.
Ragıp Zarakolu ve Ahmet Özsoy bildirisi, 29 Kasım 1968FKF Genel Başkanı Zülküf Şahin, SBF ÖD Başkanı Murat Cahit Kocaoğlu ile ODTÜ Makine, Elektrik ve İdari İlimler Öğrenci Dernekleri Başkanları da 3 Aralık günü ortak bir basın toplantısı yaparlar ve Komer'in gelişinin olası nedenleri üzerinde dururlar:
ABD'nin yeni Ankara Büyükelçisi Robert W. Komer CIA ajanıdır. Amerika Birleşik Devletleri'nin bütün ağırlığını Orta Doğu'ya vermesinden sonra, emperyalizmin vahşetiyle ün salmış bir adamın Türkiye'ye geliş nedenlerini memleketimizi yönetenlerin iyice düşünmeleri gerekir.
FKF, SBF ÖD ve ODTÜ Öğrenci Dernekleri ortak açıklamasıTepkiler sadece öğrencilerle sınırlı değildir. Ankara Üniversitesi'nden ve SBF'den onlarca öğretim görevlisi de öğrenci kuruluşlarının temsilcileriyle birlikte, Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay'a telgraf çekerler ve güven mektubunu onaylamamasını isterler.
Komer'e yönelik protestoların uç noktasını ise, solcu öğrenciler tarafından, ODTÜ'de aracının yakılması oluşturur. 6 Ocak günü Rektör Kemal Kurdaş'ın davetlisi olarak ODTÜ'ye gelen Komer'in ziyaretini haber alan öğrenciler, rektörlük binası önünde toplanarak arabayı ters çevirip ateşe verirler. Gelen itfaiye aracının önü kesilir ve arabanın tamamen yanması beklenir. Bu olay siyasal ve diplomatik alanda oldukça ses getirir. Basın da günlerce bu olaya yer verir. Olayın ardından yanan arabanın başında fotoğraf çektiren öğrencilerden bazıları gözaltına alınırken 9 öğrenci hakkında tutuklama kararı çıkarılır.297 Bu eyleme yönelik eleştiriler üzerine, 35 öğrenci kuruluşu eylemi sahiplenen bir açıklama yaparlar:298
Türk Kamu Oyuna [sic]. Orta Doğu Teknik Üniversitesi'nde Komer'in arabasının yakılması ve peşisıra gelen olaylar, şimdiye değin, kamuoyuna eksik ve yanlış olarak yansıtılmıştır. ABD, vahşi ve dünyanın her yanında zor kullanan, şiddet kullanan bir devlettir. (…) Komer'in arabasının yakılması, Amerika'nın şiddetine karşı duruştur, "karşı şiddet" hareketidir. Böyle bir topluluğa karşı fikir mücadelesi yürütülemez.
35 öğrenci kuruluşunun ortak açıklaması"Karşı şiddet" kavramının solcu gençliğin literatürüne girmesi o dönemin gidişatına ilişkin önemli bir örnek oluşturmaktadır. Şiddet giderek egemen dil haline gelirken, "şiddete karşı 'karşı şiddet'" anlayışı da giderek solcu gençliğin gündemine girmektedir.
Kamplarda eğitilen ve devrimcilere yönelik "provokasyonlar"da kullanılan CKMP'li faşist gençler, işgalleri altında tuttukları kent özel idarelerine bağlı yurtlarda üstlenmeye başladı; ve 1968'in son ayında denetimleri dışındaki yurtları ele geçirmek için bir saldırı savaşı başlattılar. Kamuoyunda geniş yankılar uyandıran bu olaylar karşısında, "iti ite kırdırmak" taktiği içinde bulunan iktidar çevreleri, faşistleri "devletin yardımcıları" olarak görüyor ve bunu açık açık ilan ediyordu.299
Sağcıların, devletin yardımcıları olarak görülmeleri konusunda İsmet İnönü ile dönemin Cumhurbaşkanı Cevdet Sunay arasındaki bir görüşmede geçen konuşmalar anlamlıdır. Bu görüşmede, Cevdet Sunay, "sol" gençliği suçlayıcı sözler söyler ve İnönü'nün "bir de ülkü ocakları var" hatırlatması üzerine "Canım onlar komünizme karşı mücadele eden gençler" sözlerini kullanır.300 Bu sözler Demirel'in on yıl kadar sonra söyleyeceği "Bana sağcılar ve milliyetçiler cinayet işliyor dedirtemezsiniz"301 sözleriyle beraber Türkiye siyasal tarihinin mihenk taşlarından birini oluşturmuştur.
Komandoların ilk saldırıları 30 Aralık günü, seçim kaybettikleri yükseköğrenim okulundaki derneğe gerçekleşir. Gece düzenlenen baskın sonrasında solcu öğrencilerle taşlı sopalı kavgalar yaşanır. Bir gün sonra, 31 Aralık 1968 tarihinde ise SBF öğrenci yurtlarına baskın düzenlenir. Sopalar ve zincirlerle yurt binasına saldırılır ancak yurtta kalan öğrenciler bu saldırıya karşı direnirler.
Bu saldırılar ülkücü yayınlarda da "ilk komando harekatı" olarak nitelendirilmektedir:302
Kamuoyunda ilk komando harekatı, Ankara ve İstanbul'daki çeşitli üniversitelerde ülkücü gençlerle komünist gruplar arasında çıkan olaylardan ötürü gündeme geldi. Ankara Yüksek Öğretmen Okulu, SBF ve Hukuk Fakültesi'yle, İstanbul Üniversitesi'ne bağlı Orman ve Hukuk Fakültesi'nde okulları işgal eden, ülkücü öğrencileri okullara ve yurtlara sokmayan, öğrenim özgürlüğünü ve can güvenliklerini tehdit eden Dev-Genç'li militanlara ilk defa anladıkları dilden dersi, 1968 yılının Aralık ayında bu eğitim kamplarında yetişen ülkücü gençler tarafından verilecekti.
Öznur, H. (1999), Cilt 3, s. 18–19Saldırının ardından, SBF ÖD Başkanı bir açıklama yaparak, saldırının Tedbirler Kanunu'nu303 çıkarmak üzere tertiplendiğini ve bundan böyle kendilerinin saldırılar karşısında gerekli tedbirleri aldıklarını belirtir:304
Yurdu basanlar AP'li ve CKMP'li komandolardır. Saldırı olayları, Tedbirler Kanununu çıkarabilmek amacıyla iktidar tarafından tertiplenmektedir. İktidar eskiden devrimcilerin karşısına şeriatçıları çıkarırken, bu kere de karşımıza komandoları çıkarmaktadır. Devrimciler sürekli tahrik edilmektedir. Bu tahriklerin sonunda çıkarılacak Tedbirler Kanunu, ekonomik krize, zamlara karşı çıkan devrimci sesleri susturacaktır. Saldırganlar, okuldaki devrimci kulüplerin panolarını tahrip etmiş, camları kırmıştır. Bundan sonra yapılacak herhangi bir saldırıya karşı gerekli tedbirleri aldık. Saldırganlara, bundan sonra geldikleri zaman en iyi şekilde ağızlarının payını vereceğiz.
SBF ÖD Başkanı açıklamasıSaldırının gerekçelerinden birisi olarak sunulan Tedbirler Kanunu'na ilişkin bir başka olay da 26 Aralık günü yaşanır. Sosyoloji asistanı olan Oya Sencer'in "Türkiye'de İşçi Sınıfının Doğuşu ve Yapısı" başlıklı doktora tezi Edebiyat Fakültesi Profesörler Kurulu tarafından oy çokluğuyla reddedilince Sencer görevinden ayrılmış, bunu protesto eden öğrenciler ise Edebiyat Fakültesi Dekanının istifası talebiyle 26 Aralık günü Üniversite Senatosu'nun toplantısını basmıştır. Bunun üzerine Rektörlüğü boşaltarak Fen Fakültesi'ne geçen rektör ve dekanlar üniversiteyi süresiz kapattıklarını açıklarken polise de üniversitenin işgal edildiği haberini iletmişlerdir. Oysa öğrencilerin öyle bir niyeti yoktur. Aynı günün akşamı üniversiteyi terk etmelerine rağmen, bir gün sonra, Haziran işgallerinin de konsey üyeleri olan Deniz Gezmiş, Kemal Bingöllü, Bozkurt Nuhoğlu, Celal Doğan, Öcal Okay, Mehdi Beşpınar ve Masis Kürkçügil hakkında tutuklama kararı çıkarılır.
1968 yılının son eylemi yine antiemperyalist bir içerik taşımaktadır. "Montaj Sanayi ve Ortak Pazar'a Hayır Haftası" adını taşıyan bu etkinliği, çoğunluğunu öğrenci örgütlülüklerinin oluşturduğu ve DİSK'in de içerisinde yer aldığı 47 örgüt düzenler. Bu "Hafta" kapsamında, montaj sanayinin en yoğun olduğu İzmit'ten İstanbul'a yürüyüş gerçekleştirilir. Etkinliğin bildirisinde "bağımsızlık" vurgusu vardır:305
Montaj sanayi ve Ortak Pazar, bütün Türk halkının davasıdır. Çünkü soyulan sömürülen bütün halktır. Ekonomik bağımsızlığını kaybederek yabancıların pazarı durumuna gelecek olan bizim vatanımız, yani Türkiye'dir.
Montaj sanayi sömürme sanayidir. Ortak Pazar, Türkiye'yi pazar yapma anlaşmasıdır.
Bu ekonomik gerçeği gören devrimci öğrenci örgütleri olarak, öğrencilerin, öğretmenlerin, aydınların ve tüm emekçi halkın bu konuya eğilmesi için savaşıyoruz. Türkiye'deki halkçı güçler ve halk bu konuya eğilince soygun sona erecektir.
Montaj Sanayi ve Ortak Pazar'a Hayır Haftası bildirisi1968 yılı, solcu gençliğin boykot ve işgallerle mücadelesini yükselttiği ve giderek TİP çevresinden koparak MDD tezi çevresinde örgütlenmeye başladığı bir yıl olmuştu. Gençlik örgütlenmesi, kendi içerisinde "sosyalist devrimciler" (TİP çevresinde örgütlenenler) ve "demokratik devrimciler" olarak ayrışmasını hızlandırmıştı. 1969 yılı ise, MDD'cilerin tartışmasız egemen hale geleceği yıl olur. 4-5 Ocak 1969 tarihinde yapılan FKF 3. Kurultayı'nda Genel Yönetim Kurulu üyeliklerinin çoğunu MDD'ciler kazanır. 12 Ocak günü yapılan ilk Genel Yönetim Kurulu toplantısında ise İstanbul Sekreterliği dışında örgüt yönetimi MDD'cilerin eline geçer, genel başkanlığa da MDD'ci gençliğin tanınmış isimlerinden ve daha sonra Mahir Çayan'la beraber THKP-C'nin kurucuları arasında yer alacak olan Yusuf Küpeli seçilir.306
FKF Genel Merkez Yürütme Kurulu'nun 20 Ocak günü yayınladığı "1 Numaralı Bülten"i, gençliğin yönelimi hakkında yeterince açıklayıcıdır:307
Merkez Yönetim Kurulu 12 Ocak 1969 tarihinde yaptığı ilk toplantısında, Türkiye'deki hakim çelişkinin Amerikan emperyalizmi, işbirlikçileri, feodal kalıntılar ile proletarya ve diğer millici sınıf ve tabakalar arasında olduğu görüşünde birleşmiştir. Yine proletarya ile diğer millici sınıf ve tabakalar arasında da çelişkinin söz konusu olduğu, ama bu çelişkinin diğeri yanında zayıf ve öncelikle çözümlenmesi gerekmeyen bir çelişki olduğu görüşünde de birleşilmiştir. Bu durumda en üretken ve en çok ezilen sınıf olması nedeniyle devrimci potansiyeli de en büyük sınıf olan proletarya, nihai hedefini, yani sosyalizm hedefini bilerek, ön aşama olan Amerikan Emperyalizmi, işbirlikçileri ve feodal kalıntıların temizlenmesi yolunda diğer bütün millici sınıfı ve tabakaları bir araya getirip, tarihi önderliğini yerine getirmek zorundadır.
Önümüzdeki adım
Proletaryanın bu önderlik görevini eksiksiz olarak yerine getirebilmesi için, bütün proleter unsurların bir örgüt içinde birleştirilip, kendilerine bilimsel sosyalizm öğretisinin derinliğine verilmesi, bu öncülüğe hazırlanmaları gerekmektedir. Yapılacak olan, ikili eylem biçimini bir arada yürütmektir. Bütün millici sınıf ve tabakalarla organik bağlar kurup, onların Amerikan sömürgeciliğine karşı olan devrimci potansiyellerini harekete geçirterek cepheyi genişletirken, proletarya örgütünün de tamamlanması yolunda hızla harekete geçmek gerekmektedir. Şüphesiz, proletarya örgütü öncülüğünde Amerikan sömürgeciliğinden rahatsız olan sınıf ve tabakalar arasında kurulmaya çalışılan güç birliği, en geniş anlamıyla sıcak savaşın en sert olduğu devrede ortaya çıkacaktır. Bütün bunları bilerek, önümüzdeki milli demokratik devrim aşaması, yani Amerikan sömürgeciliği, işbirlikçileri ve feodal kalıntıların temizlenmesi yolunda proletarya örgütünün millici güçleri bir araya toplayacak sistemli devrimci eyleme girişmesi gerekmektedir. Kısacası, stratejik planda milli demokratik devrim aşaması için harekete geçilirken, sosyalist örgütlenme ve bilinçlendirme işleri de hızla yürütülecektir. Bunun aksini düşünmek, sosyalist devrim aşamasında olduğumuzu zannederek proletaryayı tek başına kavgaya sürmek, millici demokratik devrim için öncülük görevini yerine getirip, sonunda sosyalizmi kuracak kadroları ölüme sürmekle eşanlamlıdır. Bunu düşünmek maceracılık, bilerek veya bilmeyerek sosyalist kavgaya ihanettir.
Gençlik Olarak
Bizler bu kavganın gençlik kesimi olarak kendi örgütümüzü sağlamlaştırırken, millici güçlerle proleter devrimcileri arasında organik bağlar kurulmasına da önayak olabiliriz. Zaten bilerek veya bilmeyerek Amerikan sömürgeciliğinin maşalığını yapan bir avuç komando bozuntusuna karşı bu birlik doğal olarak sağlanmaya başlanmıştır. Bundan sonra da Amerikan sömürgeciliği kovuluncaya dek sürecektir. Ayrıca gençlik, proletaryanın örgütlenmesinde ve bilinçlendirilmesinde kendine düşen görevi elinden geldiği kadar başarmaya çalışacaktır.
Amerikan sömürgeciliğinin emrindeki bilinçli faşistler, halka söyleyecek sözleri olmadığı için, bir komando miti yaratıp, lise eğitimi ile beyni yıkanmış fakir halk çocuklarını, düzenin bozukluğu sonucu iş bulamayan gençleri ve ümmetçi grupları bu mit etrafında toplayarak devrimci güçlere karşı kullanmaya çalışmaktadırlar. İşin farkında olmayan fakir halk çocukları akıllarını başlarına toplamalıdırlar. Kendi kendilerini vurduklarını, kendilerini karanlığa kitlediklerini anlamalıdırlar. Cahillikleri de bir gün affedilmeleri için yeterli mazeret haline gelmeyecektir.
Emperyalizmin Tertibi
Amerika'ya karşı yapılan protestolara gelinci, bunlar hepimizin ortak hareketleridir. Şimdi yapılacak olan, eylemler zincirini durdurup, olayın meyvelerinden mümkün olduğu kadar yararlanmak, olayı geniş halk kitlelerine mal etmektir. Amerikanın istediği ise, proleter devrimcilerini halktan kopuk terörist eylemler zincirine sokarak, kendi örgütlerini sağlamlaştırmadan ve diğer millici güçlerle de organik bağlar kurmadan toparlamaktır. Sonuç olarak da, sosyalist ve anti-emperyalist hareket geriye atılacak, halkımızın kurtuluşu gecikecektir. Şimdilik bunu başaramamış ve olay da geniş halk kitlelerine mal olmağa başlamıştır. Bu başarısızlıklarının verdiği öfkeyle aptalca bir plan hazırlayarak, kendi ikmal merkezlerine zararsız bir bomba koymuşlardır. Şu anda da halkın alaycı gülümseyişi karşısında, yalancı ve şapşalca bir telaşla suçlu aramaktadırlar.
Maceradan Uzak Duralım
İçinde bulunduğumuz devre, sosyalistler için stratejik teşkilatlanma devresidir. Bu devrede halktan kopuk her teröristçe atılış maceracılık olur, harekete zarar verir. Yapacağımız eylemlerin mümkün olduğu kadar kitle eylemleri olmasına dikkat etmemiz gerekmektedir. Sosyalist militanların bunu dikkate alarak, merkezin kontrolünden kopuk, kendi başlarına harekete girişmemeleri gerekmektedir.
FKF Genel Merkez Yürütme Kurulu, 1 Numaralı Bülten, 20 Ocak 1969Öğrenci gençlik artık "bütün proleter unsurların bir örgüt içinde birleştiril"mesinden, "proletarya örgütünün millici güçleri bir araya toplayacak sistemli devrimci eyleme girişmesi"nden, "öncülük"ten söz etmektedir. İçerisine girdikleri bu mecra çok değil birkaç sene sonra, onları, Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesi (THKP-C), Türkiye Halk Kurtuluş Ordusu (THKO), Türkiye İşçi Köylü Komünist Ordusu (TİKKO) ve Türkiye İhtilalci İşçi Köylü Partisi (TİİKP)'in kuruluşuna götürecektir. Böylece "devrimci eylem"ler gerçekleştirecek "proletarya örgütü", "öncü" yaratılmış olacaktır.
Esat Korkmaz bu durumu şöyle anlatıyor:308
Öğrencilerin köktenci değişiklikler yaratacak ne örgüt anlamında ne de teorik anlamda görünür hiçbir araçları yoktu; yeraltı ise henüz bilinmiyordu; buna karşın başkaldırdılar; dışarıdan bakan için beklenmeyen bir davranıştı; 'tam bir şok'.
Öğrenci koşullarıyla uluslararası konular arasında bağıntılar kurarak yeni siyasal yollar yaratmaya yönelen öğrenciler, Küba Devrimi'yle doğan ve dünyanın önemli bir kesimini 'ısıtmaya' başlayan 'öncülerle devrim yapma' düşüncesini Marksist modelle 'uyuşturmaya' çalışarak, başını TİP'in çektiği gevşek Ortodoks kümelenme karşısında 'rüştünü kanıtlamaya' soyundu. Düzene değil iktidara yönelik bir başkaldırıyı örgütlemeye çalışan 'Demokratik Devrim' ve 'Kemalist' önderliğin köktenci kanalında buluşarak, tam bir direniş kültürü yarattı.
Esat KorkmazFKF içerisinde MDD'cilerin egemen hale gelmesi, FKF'nin etkinliklerine de yansır. 1 Numaralı Bülten'de de belirtilen "Yapacağımız eylemlerin mümkün olduğu kadar kitle eylemleri olmasına dikkat etmemiz gerekmektedir" kararı gereği, işçi eylemlerine, köylülerin toprak işgallerine daha aktif ve iradi bir şekilde katılmaya başlanır. 1969 yılı bunun da örneklerini gördüğümüz bir yıl olur.
1969 yılı, işçilerin ve köylülerin eylemlerinin arttığı yıl olur. Solcu gençlik de bu eylemlerin destekleyicisi, yer yer de örgütleyicilerinden biri olarak bu hareketliliğin içerisinde yer alır. 1969 yılında yükselen bu hareketlilik, bir yıl içerisinde, 15-16 Haziran 1970 eylemleriyle doruğa varacaktır.
1969 yılının ilk işçi eylemi, Singer fabrikasında yaşanır. 10 Ocak günü, Kartal'da bulunan Singer fabrikasında işçiler fabrikayı işgal ederler. 11 Ocak günü, polis gaz ve sis bombalarıyla işgale müdahale eder. 5 saat süren direnişin sonrasında 17 kişi yaralanırken 118 işçi de gözaltına alınır. İşgalin sonrasında DİSK bir açıklama yaparak "acz içinde olan" Başbakan Demirel'i istifaya davet eder. FKF İstanbul Sekreterliği ve İTÜ Öğrenci Birliği de ortak bir bildiri yayınlayarak "öğrenci kardeşlerin senin direnişinin yanındadırlar" dedikten sonra, "Türk işçisi artık bu sömürü düzeninin sona ermesi gerektiğini anlamaya başlamıştır." tespitini yaparlar.309
1969 yılının en kitlesel işçi eylemlerinden birisi de Sümerbank işçilerinin grevidir. Teksif sendikası, 25 işyerindeki 31 bin işçiyi kapsayan grev kararı alır. Başbakan Demirel, sendikayla işveren arasında arabulucu olmasına rağmen çözüm sağlanamaz ve Ocak ayının son günlerinde grevler başlar. Adım adım yayılan grevler, 1 Şubat günü anlaşmaya varılması üzerine sona erer. FKF Merkez Yürütme Kurulu, grevdeki işçilere yönelik, "Bu haklı ekmek kavganızda, devrimci Türk gençliği olarak sonuna dek yanınızda döğüşeceğimizi bilmelisiniz" sözlerini de içeren bir bildiri yayınlarlar.
1969 yılıyla birlikte köylü hareketlerinde de yeni bir ivme görülür. Toprak işgalleri başlar. Kitlesel eylemler gerçekleştirilir. Solcu gençlik de, bu köylü eylemlerine katılmak ve onları örgütleyebilmek için, üniversitelerinden ayrılarak Türkiye'nin dört bir yanında dağılır. Bu köylü eylemliliklerini Esat Korkmaz şöyle değerlendiriyor:310
1969'la birlikte, daha önce görülmeyen köktenci ve demokratik mücadele yöntemleri kullanan köylü hareketlerine tanık olundu. Büyük toprak sahipleri tefeci-tüccar ve devlet karşısında adil değişim istemleri çevresinde toplanan yoksul ve topraksız köylülerle küçük üreticiler, 'yakıcı' eylemlere giriştiler. Köylü mücadelesi kısa zamanda kitleselleşti; toplumun muhalefet yapan sınıf ve katmanlarıyla organik bir ilişki içerisine girerek siyasal karakter kazandı; anti-emperyalist taleplerin kırlarda da yankı bulmasına yol açtı. Ancak bütün yakıcılığına karşın köylü eylemleri hiçbir zaman doğrudan doğruya büyük toprak mülkiyetine ya da tüccar sermayesine bir saldırı biçimini almadı: daha çok 'sahipsiz gözüken' ve ağaların kolaylıkla el koyduğu köy ortak mülkiyetine ait toprakla hazine topraklarını geri almaya ve kendi kullanımlara geçirmeye yönelik fiili durumlar ve işgaller yarattılar. Küçük üreticiler ise genelde mülkiyete, özelde tüccar sermayesine doğrudan bir saldırı yoluna girmediler; hükümetin ürün taban fiyat uygulamalarını kitlesel mitinglerle protesto etmek, devlete olan borçlarını ertelemek, tefeciye olan borçlarını ödememek biçiminde tepkiler gösterdiler.
Esat Korkmaz1969 yılının ilk köylü eylemleri, Ocak ayı içerisinde İzmir-Torbalı'nın Atalan ve Göllüce köylüleri tarafından gerçekleştirilir. Köylüler, büyük toprak sahiplerine ait olan toprakları işgal ederler. Atalan köyünde işgal edilen topraklar, Adnan Menderes'in halası Mesude Evliyazade'ye aittir. Göllüce köylüleri ise hazineye ait olan meraları kullanmaya başlar. Bu işgaller sürerken, FKF ve 28 öğrenci teşkilatı 4 Şubat günü bir bildiri yayınlayarak toprak reformu yapmayan iktidarı kınamış ve köylü eylemlerini desteklediğini ifade etmiştir:311
Köylü Kardeşlere
(…) Sürdüğün topraklar öz malındır. Sömürücü ağaların o topraklarda hakkı yoktur. Toprak onu sürenin, alınteri dökenindir. Bu haklı emek kavganda Devrimci Türk Gençliği olarak sonuna dek yanında olduğumuzu bildiririz. Anayasa'nın emri Toprak Reformu'nu yapmayan iktidarı kınarız.
FKF ve 28 öğrenci teşkilatının ortak bildirisi, 4 Şubat 1969Yaşanan bu toprak işgalleri ve köylülerin direnişi ancak jandarmanın müdahalesiyle bastırılabilir.
Ege'de köylü eylemlerinin artması üzerine FKF bölgede çalışma başlatır. Aralarında FKF Genel Başkanı Yusuf Küpeli'nin de bulunduğu gençler bölgeye giderler ve "Ege Tütün Mitingleri" düzenlenmeye başlanır. İlki 7 Şubat günü Akhisar'da düzenlenen ve 4-5 bin kişinin katıldığı mitinge, Komünizmle Mücadele Derneği öncülüğünde toplanan 100 kişilik bir grup müdahale etmek ister ve kısa süreli çatışmalar yaşanır. Miting sırasında "Köylü Gençlik Elele" sloganları atılır.312 Akhisar'daki çatışmaların ardından, bir gün sonra Saruhan'da yapılacak mitingden vazgeçilir. 10 Şubat günü ise İzmir Ödemiş'te bir miting düzenlenir. Yusuf Küpeli, bölgedeki çalışmaları anlattığı yazısında, Ödemiş ve çevresinde 59'dan fazla köy dolaştıklarını, ayrıca işgallerin yaşandığı Atalan ve Göllüce köylerine de gittiklerini anlatır.313
Solcu gençliğin giderek ivme kazanan ve "devrim" hedefine yönelen mücadelesi, sağcı, milliyetçi mukaddesatçı gençliğin örgütlenmelerine de yansır. İktidar tarafından da desteklenen bu gençlik örgütlenmeleri ile solcu gençliğin karşısına "duvar" örülmeye çalışılır. Komando kamplarında eğitilen, Komünizmle Mücadele Dernekleri ve benzeri örgütlenmelerde bilenen sağcı gençlik, şiddeti başlıca araç olarak kullanmaya yönelir. "Şiddet" giderek gençlik örgütlenmelerinin dili haline gelir.
O dönem solcu gençliğin içerisinde yer alan Esat Korkmaz, o günleri şöyle değerlendiriyor:314
Kurumsal olarak ve eğitim açısından demokratikleşme savaşımı, özerk üniversiteleri, sosyalist gençliğin kaleleri durumuna getirdi. Gençliğin öne fırlamasıyla hemen her türlü lojistiğin sağlandığı, merkezler olarak belirginleşen özerk üniversiteler, siyasal iktidarın 'şimşekleri'ni üzerine çekti; sosyalistlerin hegemonyasındaki bu kaleleri dağıtmak üzere, faşist hareketin şiddet kullanarak öğrencilere karşı saldırıya geçmesine göz yumdu, daha da ileri giderek koşullarını hazırladı. Böylece mücadele öldürücü ve ateşli silahların da kullanıldığı, her geçen gün biraz daha tırmanan bir şiddet durumunu aldı. Mücadele yöntemlerine bu anlamda şiddetin girmesi, o güne değin özellikle taşla sopayla yapılan ve geleneksel kalıplar içinde kalan şiddetin ötesinde köktenci bir değişiklikti; bu değişikliğin yarattığı dayatma, bir 'savaş tadı' sardı; davranışlar 'militerleşti'; güzel sanatlara ilişkin etkinlikler ikinci plana itildi; naiflik ortadan kalktı; düşüncenin 'yakıcılığı' değil, davranışın 'yıkıcılığı' öne çıktı. Yeni siyasal yollar arama ve örgütlenme tartışmaları, hep bu atmosfer altında yapıldı ve bu atmosfer tarafından koşullandı.
İktidarın yarattığı olanaklarla yeni mücadele koşullarına daha hazırlıklı girdiği gözlenen CKMP, düzen içinde bir faşist çözümü gündeme getirmek ve dayatmak üzere, doğrudan militer temeller üzerine oturan bir yeniden örgütlenmeye gitti; Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) adı altında yeni bir kimliğe bürünerek, bütün gücünü ve etkinliğini, devrimci gençliğe ve sosyalist harekete saldırılar yöneltmeye ve bunun için gerekli kadrolar yetiştirmeye ayırdı.
Esat KorkmazKomando adlı kitapta ise, sağcı gençliğin silahlanması, solcu gençliğin silah taşımasıyla bağlantılı olarak ele alındıktan sonra şu sözler söyleniyor:315
Garip bir alışkanlıktı. Bir defa başlayınca, insan kendini güvende hissediyor ve tabancasız yapamıyordu. Pek çok Ülkücü, özellikle kampta eğitim görenler, tehlikenin farkına varmışlar, sürekli silahlı gezer olmuşlardı. Memleketin her yerinden kötü haberler geliyordu. İş artık çığırından çıkıyordu.
KomandoSağcı gençlik içerisinde yer almış olan Turan Güven de o günleri anlatırken "arena" benzetmesi yapar:316
Daha kısa ifade etmek gerekirse, Türkiye, iki büyük devletin nüfuz mücadelesi verdiği bir arenaya dönüşmüştü. Bir süre sonra, bizler de bu arenaya vuruşmak üzere çıkarılan gladyatörler olacaktık. Bilindiği gibi, gladyatörler arenaya girerse ya öldürür, ya da ölür.
Turan GüvenGüven'in söylemiyle, arenaya çıkarılan solcu ve sağcı gençlik, öldürmeye ve ölmeye başlar. 1968 yılında başlayan ölümler, 1969 yılında, süreklilik kazanır. Siyasal nedenlerle işlenen cinayetler, sıradanlaşmaya başlar.
4 Ocak 1968. Ruhi Kılıçkıran. Sağcı. Ankara İlahiyat Fakültesi öğrencisi. Ankara Site Yurdu kantininde silahla vurularak öldürülür. Kılıçkıran'ı vuran kişi, FKF Genel Başkanı Zülküf Şahin'in üvey kardeşidir. Bu kişi kantin işletmecisidir ve Kılıçkıran'ı çıkan bir kavganın ardından öldürmüştür. Gençlik örgütlenmesi içerisinde değildir. Kılıçkıran, "İslamcı" ve "Ülkücü"ler tarafından "ilk şehit"leri olarak anılmaktadır.317
17 Temmuz 1968. Vedat Demircioğlu. Solcu. İTÜ Talebe Yurdu'nu basan polisler tarafından pencereden atılır ve kaldırıldığı hastanede 24 Temmuz günü yaşamını yitirir. "Devrimci" öğrencilerdendir.
27 Temmuz 1968. Atalay Savaş. Solcu. Vedat Demircioğlu'nun yaşamını yitirmesinin ardından yapılan gösterilerde gözaltına alınan arkadaşlarının duruşmalarını izlemek için gittiği Ankara Adliyesi önünde, polisin müdahalesinden kaçarken, minibüsün altında kalarak yaşamını yitirir.
16 Şubat 1969. Ali Turgut Aytaç ve Duran Erdoğan. Solcu. "Kanlı Pazar"da yaşamlarını yitirdiler. İkisi de TİP taraftarıydı.
1 Mayıs 1969. Bahaeddin Dedeşan. Sağcı. Kadıköy MMYO öğrencisi. Ülkücüler, Dedeşan'ın 1 Mayıs gününün gecesi, Hayko Gulis adlı "Ermeni bir solcu militan tarafından tornavida ile şişlenerek" yaşamını yitirdiğini319 veya "Ermeni komitecileri tarafından FKF ve TİP'e bağlı kimselerin de işbirliği ile" öldürüldüğünü320 söyleseler de, o dönem, bu olay basına siyasi yönü olmayan bir cinayet olarak yansımıştır.318
5 Haziran 1969. Mustafa Kahraman. Sağcı. Teknik Öğretmen Okulu öğrencisi Kahraman, Giresun Şebinkarahisar'da uğradığı saldırı sonucu yaşamını yitirir. Saldırıyı gerçekleştiren kişinin siyasi bir kimliği yoktur. Ülkücüler tarafından dahi "deli" ve "serseri" olarak nitelendirilmektedir; ancak saldırının sonrasında yapılan açıklamada, cinayetin, "komünistlerin para vererek kendisine çeşitli imkanlar sağlayarak bu cinayeti işlemeye ikna ettikleri bir serseri" tarafından işlendiği belirtilir ve "eğer bu kızıllar sürüsüne dur denmezse, eğer bu hainler ordusuna anlayacakları dilden hitap edecek bir kuvvetin varlığı hissettirilmezse daha çok Mustafa Kahramanlar şehit edilecektir." denilir.321
19 Eylül 1969. Mehmet Cantekin. Solcu. İÜOF öğrencisi. Beşiktaş'taki Işık MMÖYO bahçesinde uzun namlulu silahla vurularak öldürülür. FKF üyesidir. Aynı olayda yedi öğrenci de yaralanmıştır. Cantekin vurulduğunda yanında olan Enver Avcı bu olayı şöyle anlatıyor:322
1969 yılında Yeniden Milli Mücadele isimli bir örgütün (başkanları Aykut Edibali, Islahatçı Demokrasi Partisi'ni kurdu sonraları) Işık Mühendislikteki destekçileri okulu ele geçirip devrimcileri okula almamaya başladılar. (…) okula alınmayan bizler Beşiktaş Akaretler'deki CHP binasında toplandık. Gece okula gireceğiz. Başka okullardan da bize destek verenler var. Ankara'dan ODTÜ'lü bir grup arkadaş da gelmiş. (…) Yaklaşık 50 kişilik bir grup olduk. Okulun önüne geldik. Hava yeni kararmış. Ben, Abdurrahman Ekmekçi ile yan yanayım, onun da yanında Mehmet Cantekin var. Birdenbire grubun arasından biri "hücum" diye bağırınca okuldan bir yaylım ateşi açıldı ki neye uğradığımızı şaşırdık. Bizim grupta silah yok. Donmuş kalmışız. Mehmet Cantekin o sırada vurulmuş. Ateş açanlar ellerinde silahlarıyla dışarı çıkıp üstümüze doğru ateş açarak gelmeye başladılar. Tam o anda Taylan [Özgür] ve arkadaşları ateş açanların üzerine molotof yağdırmaya başlayınca bunlar tekrar okulun içine geri sığındılar ve bizler de kaçma fırsatı bulduk. Ertesi gün Cantekin'in öldüğünü öğrendik. Şayet o akşam Taylan ve arkadaşları olmasaydı büyük katliama uğrayacaktık.
Enver AvcıBu olayı, 1969 yılında MTTB başkanlığı yapmış olan Burhanettin Kayhan ise farklı anlatıyor:323
Işık MMÖYO. Talebe cemiyeti seçimini İslamcılar kazanınca, bunu hazmedemeyen anarşistler dışarıdan, hatta İstanbul dışında ne kadar militanları varsa hepsini Işık MMÖYO'na getirip talebeleri zorla boykota sürüklerler. Cemiyeti ellerinde bulunduran grup, boykotu kırıp derslerin tekrar başlamasını sağlar. Bunun üzerine sol, bütün silahlı ekibiyle 19 Eylül 1969 gecesi Beşiktaş'taki okul binasını sarar. Ellerinde sten, tomson olduğu halde okula hücum ederler. Önce okulu uzaktan tarar ve etrafı delik deşik ederler. İslamcı gençlik binanın içindedir. İslamcı gençlik içeriden dışarıya bir taarruzla çıkar, komünistler kaçacak delik ararlar. Bodrumlara, kahve köşelerine sığınırlar. Hadiseler esnasında Orman Fakültesinden Mehmet Cantekin vurularak öldürülür. Yeni bir komünist oyunu daha tezgahlanır! Arkadaşlarını öldürürler, suçu da karşı gruba yüklenerek, yoldaşlarını karşı tarafa karşı kin ve intikam hırsı ile doldururlar. Solcular, sağcıları katil olarak damgalayıp, mahkum ettirmek için bir taktik uygularlar.
Burhanettin KayhanCantekin'in katili olduğu iddiasıyla Işık MMÖYO TC Başkanı "İslamcı" Semih Topçu tutuklanmış, 9 ay süren tutukluğun ardından, duruşmanın sevk edildiği Sivas'ta Sivas Ağır Ceza Mahkemesi tarafından tahliye edilmiştir.324
22 Eylül 1969. Mustafa Bilgi. İslamcı, sağcı. Lise öğrencisi. MTTB binasındaki patlama sonucu yaşamını yitirmiştir. İslamcılar ve ülkücüler, Mustafa Bilgi'nin atılan bir bomba sonucu yaşamını yitirdiğini savunurken,325 Bilgi'nin yapmaya çalıştığı bombanın elinde patladığını savunanlar da vardır.326
23 Eylül 1969. Mustafa Taylan Özgür. Solcu. ODTÜ öğrencisi Mustafa Taylan Özgür, İÜ TB kongresi için geldiği İstanbul-Beyazıt'ta, bir arkadaşıyla beraber, sivil polisler tarafından gözaltına alınmak istenir ve kaçarken silahla vurularak öldürülür. Özgür'ün öldürülmesinin ardından FKF üyesi Fahri Aral'ın yaptığı açıklama şöyledir:327
İÜ TB kongresi dolayısıyla, Marmara sinemasının civarında arkadaşları ile bulunmakta olan ODTÜ öğrencileri Taylan Özgür ve Sait Kozacıoğlu, Sirkeci istikametinden gelerek karşı yola dönen ve Marmara sinemasının önünde duran siyah bir Chevrolet'den inen sivil polisler tarafından arabaya alınarak kaçırılmak istenmişlerdir. MTTB'nin cenaze töreni olduğu bir sırada tanımadıkları şahıslar tarafından kaçırılmak istenen arkadaşlarımız doğal olarak direnmişler ve Taylan arkadaş kaçma fırsatı bularak koşmaya başlamıştır. Diğer arkadaşların bu iki arkadaşın kaçırılmalarına izin vermek istememeleri üzerine, siyah polis arabası olay yerinden Sait Kozacıoğlu'nu alarak uzaklaşmıştır. Ancak, orada kalan bir polis tarafından, kaçmakta olan Taylan tabancayla arkadan vurulmuştur. Bundan sonra katil, hazır bulunan bir polis cipine binerek devrimci gençlerin ve halkın elinden kaçmıştır. Bu olay orada bulunan birçok kişi tarafından görüldüğü halde polis şefleri katili ilan etmemişlerdir.
FKF üyesi Fahri AralÖzgür'ün arkadaşlarından Sinan Cemgil, 24 Eylül 1969 günü yaptığı konuşmada, CIA'nın "adam temizleme kampanyası" açtığını ve bunun kendilerini korkutmadığını belirtir:
Bir devrimci kardeşimiz polis kurşunu ile kahpece öldürülmüştür. Devrimci şehitlerin matemini tutacak zamanımız yoktur. Zira, bu tip olaylar milli kurtuluş savaşı içinde olağandır. Devrimcilerin postunu ucuza satmayacağız. Türk milli mücadelesi içinde devrimciler birer birer gidebilirler. Gün gelecek Türkiye'nin bağımsızlığı ve kurtuluşu için gerekirse hepimiz vurulacağız. Bunlar bizi korkutmuyor, üzmüyor ancak kinimiz bileniyor. Taylan Özgür'ün ardından matem tutmayacağız, mersiyeler düzmeyeceğiz. O, 24 saatini devrime adamış bir kişiydi. O bu yolda öleceğini biliyordu. Ama emperyalizmle savaş uğruna ölmek şerefli bir ölümdür. O, savaşın ilk kıvılcımlarını yakanlardan birisidir. Artık faşist kanunlar onu içeri tıkamayacaklar. Yapılacak çok işimiz vardır; ikinci kurtuluş savaşının ilk kurşunlanan devrimcilerinden sonra bizler de düşebiliriz. Bunu korku değil varacağımız şerefli bir nokta olarak kabul ediyoruz. Taylan, Komer'in arabasını yakarak devrim için ilk kıvılcımı atmıştı. Bu kıvılcım devam ettirilecektir. Türkiye'de CIA artık bir adam temizleme kampanyası açmıştır. Yılmıyoruz, korkmuyoruz.328
Sinan Cemgil, 24 Eylül 1969Bu konuşmayı yapan Sinan Cemgil de, THKO'nun önder kadrolarından biri olarak, gerilla savaşını başlatmak için çıktıkları Nurhak dağlarında, 31 Mayıs 1971 tarihinde, iki arkadaşıyla beraber yaşamını yitirecektir.
8 Aralık 1969. Mehmet Büyüksevinç. Solcu.329 İstanbul DMMA öğrencisi. Yıldız Akademisi önündeki otobüs durağında silahla vurularak öldürülür. Komünizmle Mücadele Derneği'nin eski üyesidir fakat daha sonra solcu olmuştur. Cenazesine, solcu öğrenciler sahip çıkmış ve Büyüksevinç'in "Cennet Mekan, ulu hakan Abdülhamit Han'ın köşkü, Yıldız Akademisi'ni deccal ordusunun elinden kurtarmak" adına İslamcılar tarafından öldürüldüğünü söylemişlerdir.330
14 Aralık 1969. Battal Mehmetoğlu. Solcu. İstanbul DMMA öğrencisi. Yıldız Camii'nde namaz kılan "İslamcı gençler"in, Yıldız Akademisi önüne gelmesinin ardından yaşanan olaylarda tüfekle vurularak öldürülmüştür. Mehmetoğlu'nun katili olarak 11 MTTB üyesi tutuklanmış ancak daha sonra hepsi beraat etmiştir.331
1969 yılı provokasyonların sahnelendiği yıldır aynı zamanda. Bu provokasyonlar, bugünden bakıldığında, bir yandan 1955 yılı 6-7 Eylül olaylarının başlangıcını anımsatırken, diğer yandan daha sonra Maraş, Çorum, Sivas katliamlarında tanığı olacağımız, "komünistler camiye bomba koydu" ve benzeri örnekleri çağrıştırmaktadır. Bu durum da olayların perde arkasındaki güce, güçlere "kontrgerilla", "derin devlet", "gladio" olarak adlandırılan oluşuma ve onun uzantılarına dikkat çekmektedir. "Komünistler camiye bomba koydu" içeriğindeki ilk haber 1968 yılında gündeme gelir. 11 Ağustos tarihinde, Mehmet Şevket Eygi'nin toplu namaz kıldırmak için geldiği İzmir'deki Hisar Camii'nin önünde bomba patlar. Bir gün sonra gazeteler "'Komünizmi Sindirme' Namazından Önce İzmir'de Cami Önünde Bomba Patlatıldı" manşetleriyle çıkar.332 Aynı gün, Amerikan Haberler Merkezi, Milliyetçi Öğretmenler Derneği ve Komünizmle Mücadele Derneği'ne de molotof kokteyli atıldığı ifade edilir. Gazetenin haberine göre gözaltına alınan üç kişiden biri komünist olduğu gerekçesiyle astsubaylıktan atılmış ve daha önce iki defa akıl hastanesine girmiş, ikinci kişi "Bulgar casusu" olduğu gerekçesiyle daha önce hüküm giymiştir. Ancak Milliyet gazetesi, caminin şadırvanına bırakılan bombanın patlamasından 10 dakika kadar önce, "burada patlama olacak" şeklinde söylentiler de çıktığını ve bu nedenle bu sabotajların "bir tertip eseri" olması şüphesinin de olduğunu belirtir. Bu olayın bir provokasyon olduğu, yargı sürecinde açığa çıkar. Caminin şadırvanına bombayı bırakan kişi "polis ajanı"dır.333
"Camiye bomba" provokasyonlarının ikincisi, 7 Temmuz 1969'da Kayseri'de yaşanır. 7 Temmuz günü, Türkiye Öğretmenler Sendikası (TÖS)'ün Kayseri'de kongresi vardır. Kongrenin yapılacağı gece elektrikler kesilir ve iki cami, bir dernek ve İmam Hatip Lisesi'nde patlamalar olur. Şehirde "Komünistler camiyi bombaladı" söylentisi hızla yayılır ve sabah toplanan kitle kongrenin yapıldığı Alemdar Sineması'na saldırır. Sinema benzin dökülerek ateşe verilir. Aynı anda, TİP il binası, TÖS lokali, Tok Kitapevi ve öğretmenlerin kaldığı oteller de basılarak tahrip edilir. Öğretmenler saldırının başlamasından üç saat sonra gelen askeri birlikler tarafından kurtarılır. Yaşanan bu olaylar sırasında, AP Senatörü Haydar Dikeçligil ve AP Kayseri Milletvekili Mehmet Ateşoğlu da Kayseri'dedir. Ateşoğlu, olayların ardından yaptığı açıklamada "satılmış kızıl Moskof uşaklarının köpekler gibi gebertileceğini" belirtir:334
Türk milleti, milli varlığını ve imanını korumak için meşru müdafaa hakkını kullanarak, Moskof kini ve intikamıyla şahlanacak ve mutlaka satılmış kızıl Moskof uşaklarını köpekler gibi gebertip yok edecektir. Hatta Endonezya'dan beter edecektir. Vatan ve millet davalarında büyük Peygamberimiz Hazreti Muhammet Aleyhisselamın bir hadisinde buyurduğu gibi "merhamet etmeyene merhamet edilmez". Türk milleti, komünistlere bu hayatı haram edecek, bu vatanı mezar edecektir.
AP Kayseri Milletvekili Mehmet AteşoğluOlayın ardından, FKF, Ankara Üniversitesi, Hacettepe Üniversitesi, ODTÜ, DTCF, SBF, Tıp, Ziraat, Eczacılık, Veteriner, İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi (İTİA), Fen, Gazi Eğitim, Erkek Teknik Yüksek Öğretmen Okulu, Basın Yayın Yüksek Okulu, Emperyalizmle Mücadele Derneği, İşsizlik ve Pahalılıkla Savaş Derneği ve Hacettepe Temel Bilimler Fakültesi Öğrenci Dernekleri'nin ortaklaşa yayınladığı bildiride, "Kayseri'deki dinamitleme olayının gericiler tarafından tertiplendiği ve halkın bu şekilde tahrik edildiği" belirtildikten sonra "Türkiye'de gerici şiddet, devrimci şiddeti davet etmektedir." denilir:335
Olayın niteliği açıktır. Amerikan emperyalistlerinin finanse ettiği, işbirlikçi, patronların, ağaların, tefecilerin ve şeyhlerin körüklediği irtica yeni bir Kanlı Pazar denemesine girişmiştir. Devlet güvenlik kuvvetleri onlara yardım eder durumdadır. Atatürk devrimleri, bağımsızlık ve demokrasi için uğraşan yurttaşların mal ve can güvenliği kalmamıştır. Bütün tarih boyunca olduğu gibi, Türkiye'de de gerici şiddet, devrimci şiddeti davet etmektedir. Yurtsever devrimciler de durumun gerektirdiğini yerine getirecekler. Anayasayı ülkede demokrasi ve bağımsızlığı sağlamak ve korumak için her türlü silahı ve mücadele yollarını kullanacaklardır. İrtica ve destekçileri yok edilecektir. Türkiye hiçbir zaman Endonezya olmayacaktır.
Ortak bildiri, Temmuz 1969Provokatif eylemlerin yanı sıra gençlik içerisine sızmış birçok ajanın varlığı da daha sonra açığa çıkar. Bunların en bilineni Mahir Kaynak'tır. Madanoğlu Davası sırasında Milli İstihbarat Teşkilatı (MİT) ajanı olduğu ortaya çıkacak olan Mahir Kaynak o yıllarda İstanbul Üniversitesi'nde asistandır. Devrimci gençlikle toplantılar yapmakta ve onları "Devrimci mücadelenin gücü silahtır. Silahsız mücadele başarıya ulaşamaz. Pasifizme bir son verelim." şeklindeki sözleriyle şiddet eylemlerine teşvik etmektedir.336 Şükran Soner de Kaynak'tan "o tarihlerde hepimizden sıkı solcu öğretim üyesi" olarak söz ediyor ve kendisinin evlilik yemeğini bile kayda alıp "örgüt toplantısı" olarak rapor ettiğini, Madanoğlu davasının odağında yer aldığını anlatıyor.337 Kaynak haricinde Muzaffer Köklü, Erdal Gökyüzü, Eyüp Temeltaş da o dönem gençliğin içerisinde ajan olarak kullanılanlardan diğer bazılarıdır. ODTÜ kimliği taşıyan Köklü, solcu gençlik içerisinde ateşli tavırlarla öne çıkan ve katıldığı eylemlerde gençliği saldırgan hareketlere yöneltme çabası gösteren birisidir. 6. Filo'nun gelişini protesto etmek için, Kızılay'da kendisini benzin döküp yakmak isteyeceğini dahi açıklamış, Samsun'dan Ankara'ya düzenlenen "Mustafa Kemal Yürüyüşü"nde, Türk bayrağını yırtmaya çalışmıştır.338 Daha sonra Emniyet Müdürü olarak görev yapacak olan Erdal Gökyüzü de mitinglere sustalı ve silahla katılmakta ve tıpkı Köklü gibi şiddet yanlısı tavırlarıyla öne çıkmaktadır. ODTÜ öğrencisi Eyüp Temeltaş ise MİT mensubudur. 25 Ağustos 1971 günü gözaltına alındığında, MİT Müsteşarı Korgeneral Nurettin Esin, Ankara Sıkıyönetim Savcılığı'na bir yazı yazarak, durumunun açığa çıkarılmamasını istemiş ve bu yazıdan iki gün sonra Temeltaş serbest bırakılmıştır.339 Mahmut Erdoğan, ODTÜ Fizik Bölümü öğrencisidir. 1971 yılındaki yargılanması sırasında, 29 Mayıs 1970 tarihinde "angajesinin yapıldığı" ve bu tarihten sonra ajan olarak çalıştığı açığa çıkar ve Emniyet Genel Müdürü Sedat Kirtepe'nin mahkemeye yazdığı yazıdan 8 gün sonra serbest bırakılır.340 Yine duruşmalar sırasında açığa çıkan bir başka "ajan" da Ankara Hukuk Fakültesi öğrencilerinden Uğur Sani'dir.341
13 Şubat 1969 günü yaşananlar, bu ajanların faaliyetleri ve tertiplerine bir örnektir. Muzaffer Köklü, 6. Filo'nun gelişini protesto etmek için Kızılay'da kendini yakacağını açıklayınca, 13 Şubat günü, Zafer Anıtı önünde toplanan kişilerden 38'i, "kanunsuz gösteri yaptıkları ve polisle çatıştıkları ve Amerikan ikmal merkezi Tuslog'u taşladıkları" gerekçesiyle gözaltına alınırlar. Fakat FKF Genel Sekreteri Mehmet Demir o gün yaşananları şöyle anlatmaktadır:342
Olay yoktur. Fakat polis yaratmasını bildi. Kalabalık dağıtılırken sivil giydirilmiş genç polisler, "Haydi bir şeyler yapalım, kalabalık buraya" diye bağırdılar. Kalabalığın önüne geçen polisler, [kalabalığı] Amerikan ikmal merkezine doğru sürüklendiler. Ne olacağını merak edenler buraya geldiklerinde üniformalı polisler tarafından sarıldılar ve yakalandılar. Ayrıca, Amerikan ikmal merkezini taşlayan tek kişi vardı. O da ayakkabı boyacısı kılığına girmiş bir polisti. Bu olayla polis geniş tertipler içine girmiştir. Oysa oyuna gelmedik. Buna rağmen pek çok arkadaşımız sanık diye yakalandı.
FKF Genel Sekreteri Mehmet Demir6. Filo Şubat ayında İstanbul limanlarına yeniden geldiğinde, solcu ve sağcı gençliğin şiddetin dilinden konuşmaya başladığı ve provokatörlerin işbaşında olduğu bir sürece girilmiştir. Filo'nun Dolmabahçe önüne demirlediği 10 Şubat günü, solcu gençliğin protesto eylemleri başlar ve "Kanlı Pazar"a evrilecek sürecin eşiğine de gelinir. Birkaç adım o eşiğin geçilmesi ve Türkiye'nin daha sonra pek çok kez tanığı olacağı katliamlar sürecine girilmesi için yeterli olacaktır.